Her konuda en iyiyi seçmenin gerekliliği

Sosyal alanı daraltan ve insanları gruplaşmalara iten bir olgunun gerekliliği, insanların sosyal yaşantılarında bir yarışa dahil olmalarını sağlar. Sonrasında insana sadece hangi yarışa katılacağını seçmesi kalır. Bu raddeden sonra insanın yarışı tamamlamaktan başka bir seçeneği yoktur. Eğer tamamlayamazsa sistem tarafından başarısız ya da güçsüz olarak tanımlanır. Yarışa katılmamayı seçenler de bu gruba dahildir.


Diyelim ki Türkiye'de bir müzisyensiniz. Önünüzde iki aşamalı bir yarış vardır. Birincisi Türkiye'nin en iyisi olmak, ikincisi de dünyanın en iyisi olmaktır. Ama sistemin canlılığını sağlamak amacıyla hiçbir zaman ölmüş biriyle yarışamazsınız. Albümünüz Michael Jackson'ın Thriller'ından daha fazla satmış olsa bile ondan daha iyi sayılmazsınız. Çünkü "legendary" yani efsanevi olmak yeni rekabetler yaratır. Size "MJ'den daha iyi olacağım" yerine "Beyonce'dan daha iyi olacağım" dedirtmek içindir. Çünkü sistem size sürekli yeni hedefler sunmazsa bir gün illa ki birisi MJ'den daha iyi olabilecektir. Bu olursa yarışan kişi sayısı azalır, piyasa durulur. Ayrıca bunun yapılabileceğini görenlerin hevesi azalır. Üstelik diğer kişiler bunu yapabilenlerin nasıl yaptığını eninde sonunda çözecek ve bu herkes için yapılabilir bir hale gelecektir. Dolayısıyla bir hedef eskimek ya da efsaneleşmek zorundadır. Eğer en iyiler sürekli değişirse insanlar zaten onun nasıl en iyi olduğunu çözene kadar onun modası çoktan geçmiş olacaktır. Tüm yarışmalar ve ödüller bunun için düzenlenir.

Daha küçük çerçevede düşünürsek en iyiyi seçmek aynı zamanda bir siyasi bir seçim gibidir. Herkesin tarafını belli etmesine ve en iyi olarak gördüğü şeyin vasfına göre onun bilgeliğini ya da cehaletini belli etmesine yarar. Böylece saçma sapan bir şeyi "en iyi" olarak değerlendiren insan hakkında "yav bu cahilmiş, söhpeti keselim, huhatam olmayalım" diyebiliriz.

En iyiyi seçme dürtüsü sistem tarafından çok küçük yaşlarda insanın bilinçaltına yerleştirilir. İlk fazı "anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?" sorusudur ki bir çocuğa asla sorulmaması gereken soruların başında gelir. O zamana kadar birini daha çok sevmesi gerektiği hakkında bir fikri olmayan çocuk, o dakikadan sonra canını sıkmayan tarafı daha çok sevdiğini söyleyecektir. Büyüdükçe bu fikir normlara uygun şekillenecek olsa bile bilinçaltında oluşturduğu ortam bizi hep bir şeyleri yarıştırmaya iter. Sistem bunu olabildiğince skeuomorphist* gösterebilmek için en saçma sapan şeylerin bile en iyisini seçmeye yöneltir. Bu da size aslında bir şeyin en iyisini seçmenin aslında pek bir işe yaramadığını, bunun bir gelenek olarak yapıldığını düşündürür. Bu arada arka planda küpünü dolduranlar hep ödülü verenler olacaktır.

Bu hayatın her alanında ve her anında böyledir. Konformist* (lütfen konformist'in anlamına bakın) olmayanlar ise dünyada azınlıktadır ve neyin en iyi olduğuyla ilgilenmezler. Bu kişiler herhangi bir yarışa kapılmamak için ekstra çaba sarfetmeyi ve toplumdan uzaklaşmayı seçerler. En muhalif sistemin bile yarış içerisinde olduğunun (fraksiyonlara bölünme) farkında olabilenlerdir. Bunlar genelde egosu düşük insanlar arasından çıkar ve başta da belirttiğim gibi "başarısız" olarak nitelendirilirler. Zira yaptığı işin en iyisi olma isteğini ortaya çıkaran şey egonun tetiklenmesidir.

*Skeuomorphism: Normalde bir amaç veya teknik nedenlerle ortaya çıkmış bir özelliği sadece dekoratif, tasarım ve dijital çağda organikliği kullanıcıya yansıtmak amacıyla kullanılan yöntem. (Ekşi Sözlük)

*Konformist: Fransızca conformiste 'ten Türkçe'ye giren (TDK sözlüğü) sözcük, zannedildiği gibi 'konforu seven, rahatına düşkün' anlamına gelmez, "sorgulamadan itaat eden", 'boyun eğen", intibak eden, uyum sağlamış anlamlarına gelir. (Vikipedi)