Perfect Common Slave

Daha önce duymadığınızı düşündüğüm bu terimi, bazı insanları kendim için kategorize etmek maksadıyla ben yarattım diyebilirim. Peki ne sebeple?

Bu kavramın tam olarak örneklemesi; bu başlık altına gelerek "Britanya'nın köpeğiyim ondan ingilizce konuşuyorum" veyahut da "o kadar strong bir presence var ki" ayarı vermeye çalışacak olan denyo insanlardır. Bu insanlar, bu açıklamayı bir rekürsiyon haline getirse de Perfect Common Slave'in gerçek tanımı şudur: Ortak toplumsal değerlerin yaratmak istediği insan tipi. şimdi PCS'yi size parça parça açıklayacağım...

Neden "slave"?

Çünkü kesinlikle bir kişi, bir kurul, bir otorite ya da kanun tarafından belirlenmemiş, yazılmamış ya da kaydı tutulmamış, sadece ve sadece şartlandırılma sistemi üzerine kurulu ortak toplumsal değerler; insanları belirli hareketleri yapmak zorunda bırakmanın ya da belirli hareketlerden alıkoymanın yanı sıra, inanç ve sempatizanlığı ziyadesiyle etkileyen bir faktördür. Bir kişi, bir obje, bir kavram, bir meslek, bir davranış biçimi ve sair hakkındaki algımızı etkileyen şey yüzde 70-90 arası bir genellemeyle toplumsal değerlerdir. Bu yüzden bizler bu toplumsal değerlerin küçük köleleriyizdir. Bu değerleri kimse yaratmamıştır. Kimse seçmemiştir. Bu varlık kendi kendine boşluktan oluşmuş, kendini büyütmüştür. Bu arkadaş hakkında "her şeyin sonucu" gibi bir tanım da yapabiliriz. İçinde doğup büyüdüğünüz toplumun yüzlerce yıl önce başından geçen bir olay bile bu değerleri değiştirir. Sıkıntı şu ki bu değerler toplumları hantallaştırır, yorar ve ilerlemelerine engel olur. Bu, bir simbiyoz gibi yapıştığı toplumun sırtında bir yüktür. Dünyanın en karma ve yeni kültürlerinden biri olan amerikan kültürünün bu denli ileri ve evrensel olabilmesinin sebebi bu kadar genç ve temelsiz olmasıdır zaten. Müşterek değerler, toplumların algılarıyla oynarlar ve onu şekillendirirler. Bu algılar sizi öylesine kendisine bağlar ki; örnek olarak, mantıken size göre daha iyi olan bir şeyi satın almak yerine herkesin beğendiğini satın almak gibi anlamsız hareketlere itmektedir. Bunu yaparken de size uygun olduğunu bildiğiniz ama algı sebebiyle satın almadığınız şey hakkında hep aklınızda bir soru işareti, hep bir iç sıkıntısı kalır. Bunu engelleyememeniz sizin bir köle olduğunuzu gösterir zaten. "Pahalı=kaliteli" ya da "herkes yapıyor=doğrudur" gibi algılar bunun göstergesidir. "İyi de ben öyle yapmıyorum ki" diyorsunuz. Durun, bitmedi.

Neden "common"?

Bu kölelik, kişide birdenbire ve tek başına oluşmaz. Bu algının sizde oluşması bir zümrenin eseridir. Gelgelelim bu zümre içerisinde kimse size gelip ne yapmanız gerektiğini söylemez ya da sizi yönlendirmez. Üstelik yalnız olduklarında çok da etkili olamamaktadırlar. Zümre ne kadar kalabalıksa bir yanlışı o kadar hızlı "doğru" yapabilirler. (örn:%40,98) Bu yüzden bu bir müşterek algı yaratma mekanizmasıdır. Dolayısıyla siz de bu müşterekliğin kölesi olmaktasınız. Böylece sistem hem sizi kendisine karşı etkisiz hale getiriyor, hem de sizi de diğerleriyle birlikte müşterek kullanarak devamlılığını ve hükmünü sağlıyor. Siz içindeyken bu size "kazan-kazan" gibi geliyor fakat tek kazanan, bu başına buyruk organizmanın bir çeşit afyon haline gelerek insanları tepkisizleştirmesinden nemalanan kişiler oluyor. Haluk Bilginer'in bir röportajında bahsettiği kesim bu sistemlerin örneklerinden bir tanesidir:

"Yolsuzluk, rüşvet hiç kimsenin umurunda değil. Tabii yönetenler de bunu bilerek davranıyor. Çünkü türkiye’de herkes küçük bir işletme. Adam 2000 TL’lik maaşıyla bir tane Doblo almış. Karısı çalışıp 1500 TL alıyor, oğlu çalışıp 1500 TL alıyor. Yaklaşık 5000 TL giriyor eve. Doblo’nun taksidi ödeniyor mu, ödeniyor. Aman düzenim bozulmasın. “Benden mi yedi” diyor. Gelir dağılımının adaletsizliği üzerinden herkesi böyle bir küçük işletme gibi yaparsanız, bu insanları sarsmak, “isyan edin” demek çok zordur. “Abi Doblo’nun taksidi” der size. Böyle bir korku. Bu tüm dünyada yönetenlerin hep işine gelmiştir. Mesela, aileyi çok savunurlar ve herkesin aile olmasını isterler. Aile tehlikesizdir çünkü onlar için. Aile işin içine girdiği zaman sorumluluk başlar. Bunlar dünyanın tüm yönetenleri için son derece faydalıdır. Din son derece faydalıdır. İsyan etmekten alıkoyar bunlar sizi." (hurriyet.com.tr/kelebek/keyif/26611503.asp)

Neden "perfect"?

En kıllı kısım burası sanırım. Henüz yazının başında sözlük kalıplarına saldırmamın sebebi işte bu. Zira komik olduklarını düşünen bu arkadaşlar 'perfect slave'lerin ta kendisidir. Komiklik yahut komedi, tehlikeli bir elementtir. Bir uranyum, bir radyum gibidir. Bu elementten büyük bir enerji üretimi de sağlayabilirsiniz, bir kitle imha silahı da yaratabilirsiniz. Bunun sebebi, komik olan şeyin insanlardaki algısının (ki bu iş burada bir paradoksa dönme eşiğindedir) rahatlatıcı olduğu yönündedir. Yani "komik bulduğu şeylerle karşılaşan insan rahatlar" yahut "komik olabilen insan rahattır" algısı hepimizin zihinlerinde bir standart haline çoktan gelmiştir. Buna mukabil bazı ortamlardaki komiklik algısı da standartlaştıkça (komik deyimler, sözlük kalıpları vb.) komiklik yapmak daha kolay hale gelir. Dolayısıyla bu kalıplarla basitçe komiklik yapabilen insan, yalan olsa dahi karşısındaki kişiye rahat olduğu izlenimi vermektedir. Bu da bazen insanlara "zor durumlarda bile rahat olabilen kusursuz insan" algısını sunar. Bu kusursuzluk kabuğu, kölelik çekirdeğini gizlemenin zaten "kusursuz" bir yöntemi olduğundan müşterek sistem tarafından tabiatıyla hemen kabul görmekte ve kullanılmaktadır. Bu yüzden birine "sen bir perfect common slave'sin" dediğinizde o kişi "anlayamadım dostum, sanırım bu ingilizce terimi bilmiyorum" demek yerine "bürütünyü'nün küpüğüyüm ündün üngülüzcü künüşüyürüm" der. Kesin olan bir şey vardır ki; ego, kusursuzluğu sever, insani eksikliklerden nefret eder.

Bütün bunlara rağmen hala Britanya'nın köpeği olduğumu düşünüyorsanız, bu terimin Türkçe karşılığı için "kusursuz müşterek köle" diyebiliriz. De bir anlamı yok yani...

Arz ederim.