Özgürlüğünü mü istiyorsun? Gel de al!

Neden "tacize uğramak istemiyorsan götün-başın açık gezme" telkini haklı bir telkindir?

Bunu daha önce de anlattım ama şimdi daha basit ve kurmacasız şekilde size anlatmaya çalışacağım.

50'lerde Amerikalı kadın
50-60'lı yılların Amerika ve Avrupa'sına, onların kadınlarına, kadınlarının kıyafetlerine dikkat edin. Dönemin Pin-Up modelleri haricinde ekseriyetle diz altı etekler, omuzları şişkin, bağrı kapalı elbiseler göreceksiniz. 60'larda başlayan "Hippie" akımından sonra etekler kısalır. Bunun nedeni kadınların bacaklarının güzel olduğunu keşfetmeleri değildir. Bunun net sebebi "Hippie" akımının temelinde yatan olgulardan biri olan cinsel devrimin yaşanmasıdır. Yani özgürce, güzel-çirkin, zenci-beyaz, zengin-fakir hatta kadın-erkek farketmeksizin insanların güzel güzel birbirleriyle sevişmesine müsaade eden bir sosyal devrimin gerçekleşmesidir. Konunun özü; "madem ki hepimiz eşitiz, bütün sosyal ayrımları kaldırıyoruz, demek ki hepimiz birbirimizle zaman-mekan gözetmeksizin sevişebilir, istersek seviştiğimiz kişinin çocuğunu doğurabilir, bunun için ne onun yanımızda olmasına ne de ona belki de istemeyeceği bir sorumluluğu yüklemeye ihtiyaç duymayız. Çünkü bu dünyaya bir kere geldik, kimsenin kimseyi sıkmaya hakkı yok, isteyen istediğini yapmakta özgürdür" gibi bir takım tabii gerçeklerdir. Bununla birlikte bu güzel pompacı kardeşlerimiz "bi' daha mı gelicez dünyaya ayol" şeklinde tutumlarıyla 70'lerden sonra AIDS'in aşırı yayılmasında da büyük rol oynamıştır.

Woodstock 1969
Bu cinsel devrim yaşanırken de onun felsefelerine uygun kıyafetler giyilmeye başlanır. Başta toplum bu felsefeyi benimseyen "Hippie" gençleri "fucking punk bitches" olarak değerlendirse de elbette her nesil bir sonrakinin selefi, bir öncekinin halefidir. İleride gerçek "punk" akımı dünyaya yayılmaya başladığında bu Hippie gençler de yaş kemale erdikçe devrin sıradan insanları olurlar. Tabii ki gençliğin verdiği heyecanları dizginlendikten sonra bu kişiler aile ferdi, çalışan, vergi mükellefi, sorumluluk sahibi insanlar falan olurlar. Fakat kendi meşreplerince yaptıkları devrimi de unutmazlar ve bu anlayış evrimleşerek 80'lere, 90'lara gelir.

Bu devirlerden sonra teknolojinin nimetleriyle toplumun daha geniş kitlelerince görülebilen garb kültürü, temelinden habersiz bir biçimde şark milletince kanıksanmaya başlanır. Ve tabii ki garbın çıplak bacaklı kadınları şarkın erkeklerince kendi basma entarili kadınlarından daha çekici gelmektedir. Zira şark erkeğinin bilinçaltında bu garb kültüründe gördükleri, kendi toplumunda ancak gerdekte görülebilir şeklinde kodlanmıştır.

Buraya küçük bir bilgi ekleyeyim: Bilinçaltı her insanın vakıf olabileceği bir kaynak değildir. Bilinçaltımızda neler olduğunu bilemeyiz. Sadece bazen, bazı olayların sonucunda -çoğunlukla birilerinin yardımıyla- bunların küçük bir kısmını farkedebiliriz. Gün içinde yaptığımız tüm hareketlerin (acıkmak, uykumuzun ya da kakamızın gelmesi gibi defaült özellikler hariç) bilinçaltımızda dokunduğu bir nokta kesinlikle vardır.

Devam edelim...

İstisnasız hiçbir insan kendisinin güzel olup olmadığını kendisi anlayamaz. Zira kendisine aynadan edinilmiş göz alışkanlığı bunu engeller. Bir kişi, kendisinin güzel olduğunu düşünüyorsa bilin ki bir başkasını taklit etmektedir. Kendisini güzel görmesinin sebebi taklit ettiği kişiye benzemiş olmasıdır. Kendi suretinde beğendiği kişinin havasını yakalamıştır. Bunun "taklit" olmaktan çıkması için "moda" mefhumu icad olmuş ve insanların birbirlerinden görüp "güzelleşmek" için kullandıkları detaylar bu isim altında toplanmıştır.

O devirde modadan bihaber olan şark kızları için ise güzel olduklarını anlamanın yolu erkeklerinin onları beğeniyor olmasıdır. Garb kültürünün yayılmasıyla ilgisi bu yöne kayan erkeklerin alakasına yeniden eski tazyikiyle mazhar olmak isteyen kızlar ise bu ortaya çıkış hikayesini hiç bilmedikleri garb esvaplarını giymeye başladılar. Bu dönüşüm 70'lerin sonlarından 2000'lere kadar sürdü. Bu dönemin başlarında çekilen filmlerde saf köylü kızının pavyon kıyafetleri giyip "o şeherli garılara benziyom mu?" diye sormalarının esprisi buradan gelmektedir.

Emin olun tarihimizin hiçbir döneminde İran'ın İslam devriminden evvelki hali kadar medeni olamadık. Hiçbir zaman da kimsenin kimseye karışmadığı, herkesin özgürce yaşadığı bir toplum değildik. Bu kadarcık gelişme gösterebilmemiz bile cumhuriyet tarihi boyunca her türlü sektörün olduğu gibi eğlence sektörünün de odak noktası İstanbul olması
idi. Öyle olmasa Anadolu'daki hal belki şu an olandan çok daha kötü olabilirdi. Her türlü yeniliğin ülkedeki ilk durağı olan İstanbul, televizyon kanallarının da merkezi olduğundan 90'lardan bu yana tüm Anadolu bu kültürle evrimleşti. Yani göç dönemlerinde İstanbul'a ne kadar Anadolu girdiyse, Anadolu'ya da bir o kadar İstanbul ve dolayısıyla Avrupa girmiş oldu.

Böylelikle garbın kızlarının cinsel özgürlüklerini ilan etmek için giydikleri esvapları, şarkın kızları güzel olmak için giydiler.

Kadın isterse lezbiyen olabilir...
Tabii bunun sonuçları genellikle acı oldu. O dönemlerin iktidarlarının medenileşme ve Atatürk devrimlerine bağlı kalma kisvesi altında zavallı Anadolu insanını zorla bağımlısı ettiği renkli dünyalarda gördükleri çıplak bacaklarla birlikte o bacakların sahibi kadınların cinsel olarak özgür olmalarını da gören erkekler gayet tabii olarak kendi kadınlarının da öyle olacağı fikrine kapıldı. Zira kadının cinsel özgürlüğü demek erkeğin televizyonda gördüğü kadarıyla önüne gelenle sevişmesi demekti. Öte yandan bu kanı, 70'lerin ortasından 80'lere kadar sektöre kan kusturan Yeşilçam'ın seks
filmleri furyasıyla perçinleniyordu. Öyle ya, bu filmlerin çıkış noktası da hemen hemen garbın seks devrimiydi. Bu zina idi. Üstelik kadınlar onlara aitti. Tıpkı ortaçağ Avrupa'sında olduğu gibi. Nasıl onlardan başkasıyla cinsellik yaşayabilirdi? Öyleyse cinsel özgürlük demek fahişelik demekti! Ve televizyondaki fahişelerin kıyafetlerini kendi kadınlarının giymelerine izin veremezlerdi. Eğer buna rağmen giyiyorlarsa zaten onlar artık fahişe idiler. Eh, bir sürü erkekle yatan bir kadının taciz edilmek gibi bir derdi olmamalıydı. Öyleyse mini etek giyen bir kadın taciz edilebilirdi. Allah allah, öyleyse giymesindi!

Lütfen bir adım geri çekilip bakın. Bu bir mantıktır. Toplumun genelinin o devirdeki ortak ahlaki değerlerine göre tamamen doğru bir düşünce tarzıdır. Buna yanlış diyebilmeniz için eldeki bütün ahlaki değer verisinin değişmesi gerekir. Mesela ilk önce kadının erkeğe ait olduğu, olmasa bile parası neyse verip kiralanabileceği kanısı..

"Ne olursa olsun, taciz eden adama hak veremem" mi diyorsunuz? Karşınızdaki insanın cahil olduğunu unutuyorsunuz. Dahası, o cahilliğin var ettiği kitlesel ahlaki değerlere tâbi olduğunuzu da unutuyorsunuz. Şöyle özetleyeyim; bir sokak köpeğini alın, onu temizleyin, aşılarını yaptırın, ona bir kulübe verin, güzel bir tasma takın, çok seveceği bir top verin. Ve bu köpeğin tam burnunun ucuna bir kocaman bir biftek koyun fakatyemesine asla izin vermeyin! Bu hayvan ne kadar dayanabilir ki? Sahip olmak istediği et parçasını almaktan onu ne alıkoyabilir? Onu engellemeye çalıştığınız ellerinizi parçalayıp karnını doyurmak yerine neden sizi dinleyip öylece dursun? Veyahut size saldırırken sizin onu sokaktan alıp ona her türlü iyiliği yapmış olmanızı düşünecek midir?

Öyleyse başka bir köpek nasıl önüne konulan yemeğe gözlerini dikip sahibi "ye" komutu vermeden önce dakikalarca onun karşısında durabiliyor? Bittabii bu köpeğe verilen terbiyeyle oluyor. Peki terbiye nasıl veriliyor? İyi bir şey yaptığında yemek verilerek.

İşte o eğitim, cinsel devrim idi. Milletçe o treni kaçırmasaydık bugün leş yobaz fikirlere de bu kadar paye verilmeyecekti. Bu bizim bir millet olarak cahil kalma eşiğimizdi. O eşikten atlayamadık. Atlayamadık yani takılıp düştük değil, biz o eşikten atlamaya korktuk. Biz o eşikten atlarsak dayak yermiyiz, falakaya yatırılır mıyız, kılıçtan geçirilir miyiz, öldürülür müyüz diye korktuk. Ölesiye savunduğu dinini zaten öldüresiye kabul ettiğini hatırlamadığından olsa gerek; omuz üstünden baş alan iktidarların, halifelerin boyunduruğunu kabul etmiş, baş kaldırmaktan ölümüne korkan, bütünüyle kölemen bir milletin kadınlarının kanına da bu biat kültürü yerleşmiş, erkeğini tanrı bellemiştir şark kadını.

Misal matematiği düşünün. Siz dört işlem bilmeden integral alabilir misiniz? Veyahut psikanaliz bilmeden bilinçaltını sorgulayabilir misiniz?

İşte kadının özgürlüğü de tam olarak böyle bir şey. Cinsel devrimi yaymadan kadını özgürleştiremez, istediğinizi giyemesiniz. Giyerseniz de taciz edilirsiniz. Bu bir doygunluk meselesidir. Şarkın erkeği açtır. Bunu 50 yıldır anlayamamış olmak, anlayanı da "ohoo sen uçmuşsun" diye eleştirmek ise şark kadınına mahsustur işte.

Halbuki insanoğlu ancak ve ancak temel ihtiyaçlarını karşılayabilirse kendini geliştirmeye başlama eşiğine gelebilir. Ve bu temel ihtiyaçlardan bir tanesi de sekstir. Bu inkar edilemez. Siz bu asgari şartları sağlamadan cehaletin yok olmasını beklerseniz, eh kusura bakmayın sizde de biraz düşüncesizlik vardır yani.

Gelgelelim bizde kadın da cahildir. Üstüne üstlük kabullenmeciliği sadakat olarak niteler. Mesela eğer buraya şöyle bir paragraf eklesem;
Bu topraklarda her devrim kanlı olmuştur. Elbette kadının özgürlüğü de kanlı olmak zorundadır. Mesela medya her devirde yalan haber yapmıştır. Her iktidarda toplumu manipüle etmek için kullanılmıştır. Bunu sadece biz henüz yeni farkedebildik. Bu denli angutça yapılmamış olsa daha uzun yıllar da farketmezdik. Birbirine yakın zamanlarda yalandan azami 20 tane "tecavüze kalkıştığı kadın tarafından bıçaklanıp öldürüldü" haberi yapılsaydı, şimdi erkekler buna cesaret edemezdi. Böylece cinsel devrime de lüzum kalmazdı...
eminim ki bunu okuyacak çoğu kadın, cinsel devrim yerine bu alternatifi tercih ederdi. İşte bu da böyle bir ironidir.

Bu ironiden ötürü şöyle salakça şeyler yapıldı bu memlekette bir zamanlar:



Evvelden yazdığım bir yazıda şunları demiştim:

"O şortun modası, dört nala koşarak Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memlekete henüz 20-30 yıl evvel falan geldi. Ki sokakta yaygın kullanımı yine de 2000'den sonra başladı. Üstelik bu moda bize ne çükünde koniyle dolaşan Afrikalı kabilelerden, ne taşağına kilo bağlayan Çinlilerden geldi. Bu devran, Amerikan rüzgarlarının Avrupa topraklarını yalayıp getirdiği "özgür gençlik" nidalarıyla döndü. Fakat o bakkalın önünde oturan amcanın kafası karışık güzel kızı, o güne dek gördüğü baskıdan dolayı bu modanın felsefesinden bir bok anlamadan "onlar yapıyor, orası Evropa" diye giymeye başladı bu şortu. Dolayısıyla o şortun hakikaten teşhir olduğunun farkında bile değildi. Tıpkı teşhirin kötü bir şey olmadığının farkında olmadığınız gibi.
 ...
O şortu giyen kız teşhircidir. Kimse yarım akıllı ak sakallılar gibi kıza "teşhirci kaltak" dediğimi zannetmesin. İnsan zaten teşhirci olmalıdır. Teşhir içgüdüseldir. Ama o kız bunu bilmediği için "götüme baktılar" diye ağlıyor. Göte bakılsın diye yaratılmış bir esvabı giyip amacını yadırgıyor. "

Bu yazdıklarımı, halen kadın özgürlüğünü "istedüğümü giyerim, taciz edemessün" şeklinde savunan siz kaz kafalılara daha berrak bir biçimde açıklama ihtiyacı duydum. Şark erkeğine soykırım uygulamadıkça sizin göte bakacaklar kızlar. Üzgünüm. Hatta bakmakla kalsalar yine iyi, elleyecekler, tecavüz etmeye kalkacaklar, ekseriyetle bunu başaracaklar, öldürüp yakacaklar falan. Çünkü siz de bugüne dek "o barzoyla mı sevişicem yeaa" dediniz.