Cinsel hepçil olarak mı tasarlandık?

Şimdiye kadar söyleyebileceğim çoğu şeyi söylemiş olmanın verdiği rahatlıkla bir süredir çokeşlilik konusuyla ilgili pek yazı yazmıyorum. Fakat bu artık yazmayacağım anlamına gelmiyor tabii. Birikmesi ve olgunlaşması gereken fikirler her zaman olacaktır. Bu fikirler beynimdeki meşe ağacından fıçılarında dinlenirken daha öncekileri pekiştirmesi açısından hem bu teorinin ardındaki bilimselliği anlamanız hem de 'kaynak götüm'cülerin götlerini parmaklamak için bir sebepleri olması için sağda solda rastladığım bilgileri size aktarmaya devam ediyorum.

Alttaki linkte 'Şafakta seks' isimli kitabın yazarı Christopher Ryan abimizin Ted konuşmasını bulacaksınız. Daha da altında ise bu konuşmanın Türkçe transkriptini. (Konuşmaya rastlamama sebep olan sözlük yazarı sinefilozof'a teşekkürlerimi sunarım.)


0:11 
Metnimin dışına çıkıp seyirci katılımlı bir şey yaparak Chris'i biraz gereceğim. Tamam. Hazır mıyız? Evet. Evet. Tamam.

0:20 
Şimdi, yapmanızı istediğim şey şu; bugüne kadar heteroseksüel bir çifti seks yaparken duyduysanız elinizi kaldırın. Komşular olabilir, otel odası, ebeveynleriniz. Pardon. Tamam. Neredeyse herkes. Şimdi, eğer erkek kadından daha çok ses çıkardıysa elinizi kaldırın. Orada bir adam görüyorum. Ama ses çıkaran sizseniz sayılmaz bayım. (Kahkahalar) Evet, eli aşağı indi. Bir kadın... Tamam. Gürültücü bir adamın yanında oturuyor.

0:49 
Evet, bu bize ne anlatıyor? Bize anlattığı şey, insanların seks yaparken ses çıkardığı ve genellikle kadının daha çok ses çıkardığı. Bu, akademisyenler arasında dişil çiftleşme vokalizasyonu olarak bilinir. Buna değinmeyecektim bile ama biri bana Meg Ryan'ın burada olabileceğini söyledi ve kendisi dünyanın en ünlü dişil çiftleşme vokalisti. Dolayısıyla bu konuda konuşmalıyım diye düşündüm. Az sonra buna tekrar döneceğiz.

1:15 
İzin verirseniz şunu söyleyerek başlayayım: İnsanlar maymundan gelmiyor; duymuş olabileceklerinizin aksine biz maymunuz. Şempanze ve bonobolarla olan akrabalığımız, Afrika filinin Hint filiyle olan akrabalığından daha yakın; Jared Diamond'un erken dönem kitaplarından birinde işaret ettiği gibi... Şempanze ve bonobolarla olan akrabalığımız; onların herhangi başka bir primatla olan akrabalığından daha yakın; goril, orangutan, aklınıza ne gelirse... Yani onlarla inanılmaz derecede yakınız ve göreceğinizi gibi, davranışsal olarak da bazı ilişkilerimiz var. Yani bugün sorduğum, sizlerle beraber incelemek istediğim soru şu: Ne tür bir maymunuz? Cinselliğimiz açısından. Şimdi, Darwin'in zamanından beri, Cacilda ve benim insan cinsel evriminin standart anlatısı dediğimiz şey süregelmekte ve okumamış olsanız bile hepiniz buna aşinasınız. Bu düşünceye göre, insan doğasının bir parçası olarak, türümüzün başladığı zamandan beri erkekler kadınların üreme potansiyelini, onlara belirli mal ve hizmetler sağlama karşılığında bir nevi kiraladılar. Genel olarak; et, barınak, statü, korunma ve bu tür şeylerden bahsediyoruz. Ve karşılığında, kadınlar da sadakat ya da en azından sadakat sözü sundular. Şimdi, bu kadın ve erkekleri karşıt bir ilişki içinde konumlandırıyor. Bu bakış açısına göre, cinsler arası savaş DNA'mıza kodlanmış, değil mi? Cacilda ve bana göre; hayır, bu ekonomik ilişki bu karşıt ilişki aslında, en erken kabaca 10.000 yıl önce ortaya çıkmış tarımın yapay bir getirisi. Anatomik olarak modern insanlar 200.000 yıldır var; yani modern, ayrışmış bir tür olduğumuz bu zamanın en fazla %5'inden bahsediyoruz. Yani, tarımdan önce, tarım devriminden önce, insanların avcı-toplayıcı gruplar halinde yaşadığını ve Dünya'da nerede olurlarsa olsunlar, antropologların "aşırı eşitlikçilik" dediği kavramla karakterize olduklarını anlamak önemli. Sadece eşyaları paylaşmakla kalmayıp eşyaların paylaşılmasını zorunlu da kılıyorlardı. Öyle görünüyor ki bu toplumlarda, kadınlarla cinsel sadakatleri karşılığında değiş tokuş edildiği kabul edilen et, barınak, korunma ve tüm bu şeyler geniş çapta paylaşılıyordu. Burada, atalarımızın soylu vahşiler olduğunu söylemiyorum; ve günümüz avcı-toplayıcılarının da soylu vahşiler olduğunu söylemiyorum. Söylediğim, bir yiyecek arama bağlamında, bunun sadece riskin azaltılması için en iyi yol olduğu. Ve gerçekten antropologlar içinde bununla ilgili bir fikir ayrılığı yok. Cacilda ve benim tüm yaptığımız bu paylaşım davranışına cinselliği de katmak. Yani biz, insan cinselliğinin esasen, tarım dönemine kadar, atalarımızın çok başarılı oldukları karmaşık ve esnek sosyal sistemleri, ağları oluşturmanın ve korumanın bir yolu olarak evrimleştiğini iddia ettik ve türümüz bu yüzden bu kadar iyi hayatta kalabildi.

4:25 
Şimdi, bu insanları rahatsız ediyor ve bu tür sunumlarda şunu söylemek için durmam gerekiyor: "Dinleyin! atalarımızın 'sevişgen' olduklarını söylüyorum ama yabancılarla seks yaptıklarını söylemiyorum." Yabancı diye bir şey yoktu, değil mi? Bir avcı-toplayıcı grubunda yabancılar yoktur. Bu insanları hayatınız boyunca tanımışsınızdır. Yani diyorum ki, birbiriyle çakışan cinsel ilişkiler vardı; atalarımızın yetişkinliklerinde, büyük ihtimalle herhangi bir anda birkaç farklı cinsel ilişkisi vardı. Ama yabancılarla seks yaptıklarını söylemiyorum; seks yaptıkları kişileri sevmediklerini söylemiyorum ve çiftler arası bağlanmanın olmadığını da söylemiyorum. Sadece cinsel olarak kapalı ilişkileri olmadığını söylüyorum.

5:05 
Ve tek eşli olmayı tercih edenlerimiz... Benim ebeveynim örneğin, 52 yıldır tek eşli olarak evliler ve eğer öyle değilse, anne ve baba, bununla ilgili bir şey bilmek istemiyorum. Bunu eleştirmiyorum ve bununla ilgili bir şeyin yanlış olduğunu söylemiyorum. Söylediğim şey; atalarımızın cinsel olarak hepçil olduklarını iddia etmenin, beslenme açısından hepçil olduklarını iddia etmenin vejetaryenlik eleştirisi olduğundan daha fazla bir tek eşlilik eleştirisi olmadığıdır. Vejetaryen olmayı seçebilirsiniz fakat bu kararı aldınız diye domuz pastırmasının bir anda güzel kokmamaya başlayacağını düşünmemelisiniz. Tamam mı? İşte vurgulamak istediğim nokta bu. (Kahkahalar) Bunun iyice anlaşılması biraz zaman aldı, değil mi?

5:54 
Şimdi, büyük bir dahi, müthiş bir adam, müthiş bir koca, müthiş bir baba olmasının yanında Charles Darwin aynı zamanda birinci sınıf bir Viktoryen iffet abidesiydi. Tamam mı?.. Bazı primatların cinsel şişlikleri aklını karıştırmıştı, şempanze ve bonobolar da içinde olmak üzere, çünkü bu cinsel şişlikler birçok erkeğin dişilerle çiftleşmek için kızışmasına neden oluyordu. Dolayısıyla Darwin, eğer dişilerin tüm yapması gereken çift bağını oluşturmaksa hangi akla hizmet bu şişlikleri geliştirdiklerini anlayamadı. Tamam mı? Şempanze ve bonobolar, Darwin aslında bunu bilmiyordu, ama şempanze ve bonobolar saatte bir ila dört kez, günde 12'ye kadar erkekle çiftleşirler, cinsel şişlikleri olduğu zamanlarda. İlginç biçimde, şempanzelerin menstrual döngülerinin kabaca %40'ı boyunca cinsel şişlikleri olur; bonobolarınkinin %90'ı boyunca ve insanlar; dişinin, menstrual döngü boyunca seks yapabilir olduğu gezegendeki yegane türlerdendir, regl olsa da, menopoz sonrasında da, çoktan hamileyken de... Bu, memeliler arasında yok denecek kadar azdır. Yani, insan cinselliğinin çok ilginç bir yanıdır. Darwin, cinsel şişliğin kendi zamanındaki yansımalarını es geçti; bilim insanlarının bazen meyilli oldukları gibi...

7:13 
Evet, konuştuğumuz şey sperm rekabeti. Ortalama bir insan ejakülatında 300 milyon civarında sperm hücresi vardır yani zaten rekabetli bir ortamdır. Soru, bu spermlerin başka bir adamın spermleriyle mi yoksa kendi aralarında mı yarıştığıdır. Bu çizelgede konuşulacak birçok şey var. Hemen dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta dişi şempanze, bonobo ve insanın üzerindeki küçük notalar. Bu dişil çiftleşme vokalizasyonunu gösteriyor. Sadece sayılara bakın. Ortalama insan doğum başına ortalama 1000 kez seks yapıyor. Bu sayı bazılarınıza yüksek geldiyse salondaki başkalarına düşük geldiğine sizi temin ederim. Bu oranı şempanze ve bonobolarla paylaşıyoruz; diğer üç maymunla paylaşmıyoruz, goril, orangutan ve şebek, bunlar doğum başına sadece 12 kez seks yapan memelilerin tipik örneklerinden. İnsanlar ve bonobolar yüz yüze seks yapan yegane hayvanlardır, ikisi de hayattayken... (Kahkahalar) Ve görürsünüz ki insan, şempanze ve bonobonun üçünün de testisleri dışarıdadır ki bizim kitabımızda bu, sadece parti için garajda hazır tuttuğunuz bir buzdolabına eşdeğerdir. Eğer garajında buzdolabı olan tipte biriyseniz her an bir partinin olmasını beklersiniz ve hazır olmanız gerekir. Dışarıdaki testisler budur. Sperm hücrelerini soğuk tutarlar ki sık sık boşalabilin. Üzgünüm. Bu doğru. İnsan, bazılarınız duymaktan memnun olacak, tüm primatlardaki en uzun, en kalın penise sahiptir.

8:49 
Şimdi bu kanıt anatominin çok ötesine gidiyor; antropolojiye de giriyor. Tarihsel kayıtlar, insanın cinsel evrimiyle ilgili varsaydıklarımız göz önünde bulundurulduğunda imkansız olması gereken cinsel pratikleri olan dünyanın birçok yerinden insanların hikayeleriyle dolu. Bu kadınlar güneybatı Çin'den Mosuolar. Toplumlarında herkes, erkekler ve kadınlar, cinsel olarak tamamen bağımsız. Cinsel davranışla utanç ilişkilendirilmemiş. Kadınların yüzlerce eşi var. Bu önemli değil. Kimse umursamıyor. Kimse dedikodu yapmıyor. Bir mevzu değil. Kadın hamile kaldığında çocuğa kendisi, kız kardeşleri ve erkek kardeşleri tarafından bakılıyor. Biyolojik baba önem taşımıyor. Dünya'nın öbür tarafında, Amazonlar'da antropologların "bölünebilir babalık" olarak adlandırdıkları pratiği uygulayan birçok kabile var. Bu insanlar aslında şuna inanıyorlar -- ve kendi aralarında bir temasları yok, ortak dilleri ya da herhangi bir şeyleri yok. Yani bu yayılmış bir fikir değil, Dünya'nın birçok yerinde ortaya çıkmış bir fikir, fetüsün gerçek anlamda birikmiş meniden oluştuğuna inanıyorlar. Dolayısıyla zeki, eğlenceli ve güçlü bir bebek isteyen bir kadın zeki adamla, eğlenceli adamla ve güçlü adamla, bunların her birinin özünü bebeğe aktarmak için bol bol seks yaptığından emin oluyor ve sonra çocuk doğduğunda bu farklı adamlar ortaya çıkıyor ve babalıklarını onaylıyorlar. Yani bu toplumda babalık bir nevi takım çalışması. Kitapta ele aldığımız bunun gibi çok çeşitli örnekler var.

10:16 
Peki bu neden önemli? Edward Wilson, insan cinselliğinin öncelikle bir bağlanma mekanizması olduğunu ve ancak ikincil olarak üremeyle ilgili olduğunu söylüyor. Bence bu doğru. Bu önemli çünkü evrimleşmiş cinselliğimiz modern dünyanın birçok boyutuyla çatışma halinde. Ne hissetmemiz gerektiği söylenenlerle gerçekte neler hissettiğimiz arasındaki çelişkiler muazzam miktarda gereksiz acı üretiyor. Umudum o ki, daha doğru, güncellenmiş bir insan cinselliği anlayışı, bizi kendimize ve birbirimize karşı daha toleranslı olmaya, alışıldık olmayan ilişki biçimlerine daha saygılı olmaya götürecek, hemcins evliliği ya da çoklu birliktelikler gibi ve sonunda, erkeklerin kadınların cinsel davranışını takip ve kontrol etmek gibi içkin ve içgüdüsel bir hakkı olduğu düşüncesini çöpe atacağız. (Alkış) Teşekkür ederim. Ve dolaptan çıkması gerekenlerin sadece eşcinseller olmadığını göreceğiz. Hepimizin içinden çıkmamız gereken dolapları var. Değil mi? Ve o dolaplardan çıktığımızda kavgamızın birbirimizle olmadığını fark edeceğiz. Kavgamız; arzuyu mülk haklarıyla bir araya getiren, anlayış ve empati yerine utanç ve kafa karışıklığı yaratan, tarihi geçmiş, Viktoryen bir insan cinselliği anlayışıyla. Mars ve Venüs'ün ötesine geçme zamanı geldi çünkü gerçek şudur ki erkekler Afrika'dandır ve kadınlar da Afrika'dandır.

11:54 
Teşekkür ederim.

12:08 
CA: O zaman bir soru. Evrim tarihiyle ilgili argümanları bugün ne yapmamız gerektiğine yönelik kullanmayı denemek oldukça şaşırtıcı. Birisi bir konuşma yapabilirdi ve şöyle diyebilirdi, bize bakın, bu gerçekten keskin dişlere, kaslara ve silah atmakta bayağı iyi bir beyne sahibiz ve dünyadaki birçok topluma bakarsan çok yüksek şiddet oranları görürsün. Şiddete başvurmamak, vejetaryenlik gibi bir seçim fakat bu senin doğan değil. Bunun senin yaptığın konuşmadan farkı ne?

12:43 
CR: Peki, her şeyden önce tarih öncesinde yüksek düzeyde şiddet olduğuna dair kanıtlar çok tartışmalıdır, fakat bu sadece bir örnek. Kesinlikle, tahmin edersin ki, birçok kişi bana, sadece geçmişte belli bir biçimde yaşadık diye bugün de aynı biçimde yaşamamız gerekmediğini söylüyor ve buna katılıyorum. Herkes modern dünyayı hesaba katarak hareket etmeli. Fakat vücudun kendi doğasında olan, evrimleşmiş gidişatları var. Yani, McDonald's ve milkshake'lerle beslenebilirsin fakat vücudun buna isyan eder. Arzularımız var. Sanıyorum Schopenhauer'di şunu söyleyen: Bir kişi, ne istiyorsa yapabilir fakat ne isteyeceğini isteyemez. Yani benim karşı çıktığım, arzularla ilişkilendirilen utançtır. Kocanı ya da karını seviyorsan ama gene de başkalarından da etkileniyorsan sende bir problem olduğu, evliliğinde bir problem olduğu, eşinde bir problem olduğu düşüncesidir. Bence birçok aile, insan cinselliğiyle ilgili bu yanlış bakış üzerinde temellenen gerçekçi olmayan beklentiler yüzünden parçalanıyor. İşaret etmek istediğim nokta bu.

13:51 
CA: Teşekkür ederim. Güçlü bir şekilde aktardın. Çok teşekkürler.
CR: Teşekkür ederim, Chris.