Koku

İnsan ırkı olarak garip biçimde hiçbir canlının yapmadığı gibi birbirimizin ve kendimizin terlemesinden iğreniyoruz. Bunun doğru bir davranış ya da bilinç olduğunu düşünmüyorum. Misal evcil hayvanlara bak; köpekler kolonya kokusundan nefret ediyor, kediler deodorant, oda spreyi gibi kokulardan kaçıyor, kuşlar yoğun şekilde bu kokulara maruz kaldıklarında ölüyor. Peki biz neden tüm doğal kokularımızı gizleyip güzel zannettiğimiz suni ve zararlı kokuları seviyoruz?

Bir başka deyişle brokoli yiyebiliyorken ter kokusundan tiksnmek?

Tüm hayvanların kendine has bir kokusu vardır ve insanlara kötü gelir. Mesela köpekler dilleri vasıtasıyla terlerler ve ağız kokuları çoğu insana göre rahatsız edicidir. Kuşların kafesi kokar. Kediler iletişim için keskin kokulu sidiklerini kullanırlar vesaire...


Peki pis kokmak nedir? Daha doğrusu neyin pis koktuğunu neye göre tayin ediyorsun?

Genel kanıya göre terleyince pis kokuyoruz. Bu koku aldığımız gıdalara ya da sentetik maddelere göre değişiyor. Aynı görüşe göre pis kokmamızın sebebi ise vücudumuzdaki kıllar. Hatta kimilerine göre kıllar yoksa koku da yok!

İyi de yediğin birçok şeyden daha organik olan vücut sıvısı neden bu kadar tahammül edilemez bir şey halini almış?

Tabii ki işin psikolojik boyutuna bakacağız. Şahsi gözlemlerim sonucu getirdiğim kanaate göre bu, kokulardan değil insanlardan tiksinmekle ilgili. Yani bize benzemeyen, kendimiz haricinde tüm insanları ve bununla birlikte ekstrasıyla kendi sınıfımıza ait olmayan diğer insanları küçümsediğimiz, onlardan hoşlanmadığımız için kokularından iğreniyoruz. Bu tanım tanıdık geldi mi? Irkçılığı şöyle hafif dürten bir tanım oldu değil mi?

Hiç aşık oldun mu bilmiyorum ama eğer olduysan hatırlarsın, ne kadar ter kokuyor olursa olsun bundan iğrenmemişsindir. Ya da kendini bunu farketmeyecek noktaya getirmişsindir. Koku hakkındaki genel yargılar gerçeğin bir parçası olsaydı her seviştiğimiz insandan iğreniyor olmamız gerekirdi.

Koku alma duyusunun önemli bir yeteneğimiz olduğu aşikar. Kimi insan bu noktada öğrenilmiş içgüdülerle göz alıcı şekilde gözüken ama pis kokan bir kadına yaklaşmayacağını iddia ediyor.

Bir kadının güzel görünmesi benim için estetiktir ama bir heyecanlanma ölçütü değil. Çoğu kişiden farklı olarak ben ter kokusundan nefret etmem. Hatta severim bile. Çoğu kadın beni bu konuda yadırgıyor, evet. Ya da erojen bölge kokuları mesela. Hiçbirinin aynı olduğunu görmedim ama normal dışı bir durum olmadığı sürece hepsi afrodizyak etki yaratıyor.

Şimdi sonucu hem yaradılışçılıkta hem de evrimcilikte aynı olan bir şey söyleyeyim. Canlılar olması gerektiği formdadırlar. Yani insan vücudu tam olarak olması gerektiği gibidir. Bunu ister tanrının mükemmeliyetçiliğiyle istersen de evrimin gücüyle açıklarsın.

Resimdeki ünlü?
Bu durumda o kılların da bir işlevi var. Kanıtlanmış işlevlerinden biri cinsel hormonları yaymak mesela. Aerodinamiğe hizmet ediyor olma olasılığı da var bazı kesinleşmemiş görüşlerce.

Çocukların terlediklerinde kokmamalarının sebebi de bu. Henüz bu hormonların üretimi başlamadığı için. Kıldan tüyden değil yani.

Kokumuz sadece cinsel iletişimden daha fazlasına hizmet ediyor. Dünyadaki genel iletişim ve sevgi probleminin kaynağı da kokumuzun üzerini kapatıyor olmamız. Biz tarih boyunca hep kendimizi hayvanlardan ayrı tuttuk. Onlar gibi olmadığımızı düşündük. Ama en az köpekler kadar kokuyla iletişim kuruyoruz.

Burada başka bir örneğe atlamak istiyorum;

Saçlarımızı yıkamadığımız zaman yağlanır değil mi? Aslında bu yağ saçın kendisi için ürettiği bir kür ve koruma tabakasıdır. Sen sıklıkla saçını yıkadığın zaman bu yağın oluşmasını ve saçta durmasını ivedilikle engellemiş oluyorsun. Halbuki bu yağ saçını besliyor, daha canlı ve sağlam olmasını, daha çabuk uzamasını sağlıyor. Kedileri düşün. Kediler yıkandığında tüyleri nasıl matlaşıp sağlığını yitirirse öyle. Üstelik yıkanan kedinin hasta olma riski yükselir çünkü aynı zamanda derisini kaplayan ayrı bir tabaka da vardır. Kedi bunu yalanarak, tükürüğü sayesinde uygular. Bizdeki durum da buna benzer. Ama biz bunu hiçe sayarak bu doğal koruyucudan vazgeçeriz. Sonra neden saçlarım cansız diye üzülüp koşarak reklamlarda gördüğümüz şampuanı alırız. Bu ilaç bağımlısı olmaktan farksızdır. Zannettiğin gibi reklamın şeytanlığı ise sana bu şampuanı aldırmasında değildir. Biz vücudun tamamen doğal olarak kendi yapabileceği bir işi yapmasını engelleyip bunu sentetik şeylerle yapmaya çalışırken öte taraftan önümüze GDO diye bir şey koyarlar mesela. Biz de bu GDO'nun amansız mücadelecisi haline geliveririz birden. İşte kampanya budur. Reklam bizi böyle kandırır.


Bu arada hazır saçtan bahsetmişken yıllardır uzun saçlı olan biri olarak duştan sonra sprey şeklinde uygulanan saç serumlarını kullanmamanızı ekstra katı bir şekilde öneririm. Sağolsunlar saçlarımı çok seven bazı kadınlar "bak daha sağlıklı olacak, hem karışan saçlar kolayca açılacak" diyerek iyi niyetleriyle ne zaman bu serumları saçıma uyguladılarsa istisnasız her seferinde spreyle kolayca taranan saçlarım bir haftalık sürenin ardından daha da rezilce karıştı ve her defasında düğümleri açmak saatler alan bir uğraş oldu. Bu kimyasalları bir kere kullandıktan sonra karışan saçınızı açabilmenin tek kolay yolu tekrar bu spreyi kullanmak oluyor. Bu da kozmetik firmalarının nasıl kendilerine bağımlı hale getirdiklerinin ağır bir örneğidir.

Kıllara dönecek olursak, kılların kesilmesi ya da kesilmemesinin kültürle de alakası var. Uzakdoğulular, Kuzeyliler, Fransızlar gibi daha birçok milletin kültüründe kılları tamamen yok etmek yoktur mesela.

İlk Spider-Man kapağı
Başka bir boyuttan bakacak olursak, Örümcek Adam'ın çizilen ilk kostümün koltukaltlarında örümcek ağı şeklinde küçük yelpazeler vardı. Bunlar, Spidey havadayken daha iyi süzülmesini sağlayacak aerodinamik kanatlardı. Küçük de olsalar etkiliydiler zira Stan Lee (ya da Steve Ditko, hangisi olduğundan tam emin değilim) bunları bu şekilde uçan canlılardan ilham alarak çizmişti. Daha sonra zamanla koltukaltı kılı gibi gözüktüğüne kanaat getirilip yok edildiler. Gördüğün gibi kozmetik sebepler tamamen hayal ürünü bir evrenin şartlarında bile işlevselliğe baskın geliyor.

Şimdi şu parfüm meselesine değineceğim. Parfüm reklamlarının bize öğrettiği, kendilerine özgü kokularının bize iyi hissettireceği değil. Parfüm için de yukarıda saçta bahsettiğim doğaldan sentetiğe geçiş aşaması yaşandı. Yani insanoğlu ter ve doğal vücut kokusunun yerine başka kokular kullanmaya başladılar. Bunun başlangıcının eski çağlarda tehditlerden kendini sakınmak için kokusunu gizlemeye çalışan insanların çiçekleri kullanmaya başlaması olduğunu tahmin ediyorum.

Parföm...
Parfüm reklamı bize kendi ürünleri sayesinde karşı cinsi etkileme yüzdemizi arttıracağımız mesajını verir. Dikkat edersen hiçbir parfüm reklamında insanlar kendilerine parfüm sıkıp "ohh ne güzel kokuyormuş" gibi bir ifadeye bürünmezler. O oda spreyi ya da temizlik malzemesi reklamında olur. Parfümde ise ana karakter hep başka kişileri ya da nesneleri etkiler. Bu en masumunda da böyledir, en erotizmden medet umarak sert gireninde de. En eski reklamlarda bile böyledir. Biz de reklamdan bu mesajı alırız tabii hissetmeden. Sonra kendi cinsel hormonlarımızdan, yani kendimizden iğrenerek sentetik kokularla karşı cinsi etkilemeye çalışırız. Acınası bir durum, değil mi? 

İşte reklam seni ilkel çağlardan beri kandırdığı için o koku sana kötü geliyor. Sadece adına henüz "reklam" dedik. Senin kokun aslında sadece bir koku değil aynı zamanda bir kod. Onu kötü olarak tanımlayan sensin. Başka hiçbir canlıya kötü gelmiyor o.

Bana kalırsa çocuklara doğal olan kokulardan iğrenmemeyi, onları koklamayı, onlara dayanabilmeyi öğretmek ileride tüm ırklara, insanlara ve hatta canlılara eşit davranmalarını sağlamak için önemli bir adımdır.