Çıldıray Çalıştay

Çok çalışarak bir yere geleceğine inananlara uyarımdır: Çok çalışmak hiçbir bok düzeltmez, bir yere getirmez. Çok çalışmak başarı sağlamaz.

Bu sözüme başta kariyer basamaklarında yükselmeye çalışanlar ve dahi onların önüne basamakları çıkaran patronlar şiddetle karşı çıkacaktır.

Şimdi nedenini anlatıyorum...

Bu ülkede yllar yılı cehaletle mücadele adına kitap okumanın önemi ve gerekliliği vurgulandı durdu. Haksız bir çaba mıydı? Asla. Fakat gözardı edilen nokta insanların kitaba erişmesinin önündeki engellerdi. Burada kitap simgeseldir. Mevzubahis okumaktır. Gazete, dergi internet blogu okumak da olabilir.

İnsanın okunacak bilgiye ulaşmasının önündeki engeller çok çok uzun zaman sonra farkedildi ve gündeme alındı. Filhakika o da yanlış yapıldı. "Türkiye'de 5 kişiye bir kitap düşüyor" kalıplı okuma oranı haberlerinden sonra yapılan yorum "yahu kitap bu kadar pahalı olursa..." oldu. Ama okumak isteyen insann önünde para engeli olamazdı. Okumak isteyen pekala bir şekilde okuyabilirdi. Esas nokta, insanların okumak istememesiydi ve bunun da sebebi aslında çok açıktı. İnsanların kendilerine ayırdıkları zaman dilimi.

Türkiye'de resmi ortalama çalışma süresi haftada 48 saat gibi bir süre. Tabii ki şirketler asla bu sürenin içerisinde kalmaz. Şirketler bu süreyi legal yollardan uzatabilir. Mesela mesai saatleri devlet tarafından belirlenmiş olmasına rağmen ve bu saatler aşıldığında ödenecek mesai fazlası ücretler de belirlenmiş olmasına rağmen şirketler bunu ödemezler. Neden mi? Çünkü çoğu şirkette işe girerken imzaladığınız sözleşmede mesai ücretinden feragat ettiğinizi, bu ücreti talep etmeyeceğinizi belirtirsiniz. İşverenin kendince koyduğu bu maddeyi feshedecek bir kanun veya kural yoktur. Dolayısıyla patron günde 25 saat çalışacaksın derse kabul etmek zorundasınızdır.

Bu şartlarda 48 saati 50 saate de çıkarsak yine sağlıklı bir ortalama süreye ulaşamayız ama biz yine de öyle kabul edelim.

Haftada 50 saat çalışan biri, üç öğün yarımşar saatten haftada 10 saat civarını yemek yemeye, günde 8 saatten 56 saatini uyumaya harcar. Bir hafta 168 saat olduğundan bunlardan geriye haftada 52, günde 7 saati kalır. Temizlik, dinlenme ve sosyal çevreye, aileye vakit ayırma gibi şeyleri de kattığımız zaman başka bir şey yapmaya vakit kalmaz. Bütün bu debdebe içinde standart adamın maaşı en iyi ihtimalle 2000TL olabilir. Yılda 24000TL, dolar hesabıyla bufünkü kurdan 11267$ eder.

Bir de o "yakında ekonomisi çöker" dediğimiz Avrupa'ya bakalım:

Misal Hollanda'da insanlar haftada 29 saat çalışıp yılda 47000$ kazanırlar. Danimarka'da haftada 33 saatlik çalışmaya karşılık yılda 46 bin dolar ödenir. Dolayısıyla bu insanlar az çalışıp normal seviyede kazanmanın verdiği huzur ve vakit bolluğuyla kitap da okurlar gazete de.

Buradan anlaşılabileceği üzere ülkede yıllar yılı süregelen "kitap okuyun" hezeyanı da samimiyetsizdir. Zira insanlara hem kitap okuyacak vakit vermeyip hem de "kitap okuyun, cahil olmayın" demek YA-LAN-CI-LIK-TIR!

Üstelik biz daha çok çalıştıkça ne kriz ne de yoksulluk geriler. Çünkü faiz, hammadde fiyatları, döviz artışı bizim değil uluslararası tüccarların cebindeki paraya göre değişkendir. Biz çok çalışarak ülkeyi ve kendimizi refaha sürükleyeceğimizi düşünmek suretiyle beynimizi uyuşturdukça koyundan bir farkımız kalmaz. Ve koyun olmak güdülmeyi gerektirir. Bu sayede anlamadığımız işlere bulaşmaz, devamlı daha çok kazananlara "bi dur hemşerim" demeyiz.

Bütün bunlardan anlayabileceğiniz üzere çok çalışmanın ne vatana, ne millete ne de bize bir hayrı yoktur.

Arz ederim.