F klavye tatavası

Şu anda içinde bulunduğumuz vaziyet itibariyle "F klavyenin mecburi olması" mevzu'unu tartışmak sizce gerçekten lüzum arz ediyor mu? Yani bu kadar boka batmışken, insanların katledildiği, zulmedildiği yerdeyken bu çok mu gerekli? Sizi anlıyorum, hepinizin içinde ukte bir İsveç, bir Norveç, belki bir Hollanda kadar muasır olamamamız. Bunun için bazen de onlar gibi keyfi yerindelerin protesto edeceği şeyleri konuşuyoruz. Haksız değilsiniz de hakkaniyetsizsiniz.

Bir küçük, katlanır Q klavye 20 Türk lirası. Hiç para vermeyeceksen 'Denetim masası'ndan, 'dil seçenekleri'ne gel, klavye ezberindeyse her türlü gideri var.

"Mesele klavye değil arkadaş!" dediğini duyar gibiyim. Ben de onu diyorum ya işte. Mesele neyse onu konuşsana. Neden dolaylı anlatım taraftarısın? Neden "klavyeme bik bik" diyorsun hala? Neden her konuda çok fazla mizah peşindeyiz? Bak mesela işte; 80 sonundan 90 başına bağlanmış atarsız atari nesli, Kenan Evren'in taklidi yapıldığında televizyonlarda "nedegim nedegim!" diye kıkırdayanlarız. Allahtan artık yapılmıyor. Zira biraz komikti. Tonton o kadar değildi mesela. Onun icraatleri komikti, o ayrı. Daha kötüsü var, Nizam, Selamet, Refah, Fazilet ve Saadet'i ard arda duyunca "yahu ne çok kardeşmiş bunlar" diye düşünüyoruz falan... Bunlar hep bu çirkinliğin, bu pisliğin çok fazla mizah malzemesi yapılmasından kaynaklı. Her hafta bir adam çıkıp yüzündeki plastik makyajıyla bir katliamın komutanını taklit ederek eleştirmeye çalışırken, bu bir süre sonra bize ne kadar sempatik gelmeye başladı farketmediniz mi? Şimdi burada haybeden Kenan Evren'e lanet yağdıracak değilim, allahından bulsun bu saatten sonra. Bu şerait dahilinde, bunca alavere dalavere dönerken hala Kenan Evren'le uğraşan küflenmiş solcuları da zeki bulmuyorum hiç, üzgünüm. Anlatmaya çalıştığım şey başka. Biz unutuyoruz mizahın amaç değil araç olduğunu. Komediyi hemen amaç haline bürüyoruz. 2013 senesinde Taksim'de, Kadıköy'de, evimizde üzerimize olanca tazyikle 80'lerin kanları yağarken, uzun zaman önce katledilmiş insanların cesetlerinin kokularından yapılmış esanslardan korunmak için gaz maskelerimizle dolaşırken de böyle oldu. Komik değil mi? Ölümüne komik! Altımıza sıçtık milletçe 657'ye tabi bir ordunun karşısında belki de ilk defa, korkudan değil gülmekten!

O duvarlara yazanlar, o sloganları bulanlar sağolsunlar...

Ve yine unutup asıl amacı, eğlenmek için çıkmaya başladık bu ordunun karşısına duvar yazılarımızla, sloganlarımızla. Daha üçüncü gün kime karşı nerede kazanıldığı belli olmayan bir zaferi kutlar gibi dev hoparlörlerin arasında halay çekmeye, bunu eleştirenlere dönüp "halay eylemin namusudur arkadaşım" diye kızmaya başladık.

Çok istiyorum, evet, bağırmak istiyorum "kardeşim, senin başka işin gücün yok mu, bir ülke yönetiyorsun ama muhtar kafasından ileri gidemedin, en fazla encümen azası olursun, o da torpille!" diye... Ama anlamıyorlar işte, n'apalım? Kendimizi mi yırtalım? Yırtık bir bizden kime ne fayda gelir ki? Kimseye akıl dağıtmak bizim vazifemiz değil. "Sen salaksın, seçemezsin" demek bize yakışmıyor.

Bazı insanlar görerek, şahit olarak anlıyor. Bittabii etrafında ne olduğundan habersiz birisine bazı şeyleri anlatmak değil göstermek daha anlamlı. Hal böyleyken senin kalkıp hala Q klavye kullanamamaktan dem vurman ne kadar anlamlı? Bunun peşinde koştuğunda o görmeden anlamayan adamlar senin vasıfsız rahatsızlıklarına mı hak verecek yoksa senin ne kadar işsiz olduğunu işaret eden ve her vatandaşının faili meçhul namusunu kollamayı kendisine bir borç bilmiş sevgili başbakanına mı sempati duymaya devam edecek?

Veyahut anlam yükünden ziyade şunu merak etmiyor musun; "Ben acaba bunun peşinde koşarken daha kötü neler oluyor saman altında?"