Zübeyir'in eşşekler gibi gurursuz bir herif oluşunun hikayesi

"Seviyoruz dediysek karşında eşşek var demedik ULAN!"

...diye haykırdı Zübeyir. Sonra da aşk etti çok sevdiği kadının suratına beş parmağın ayrı ayrı marifetsiz ve nasırlı beşini birden. Dört duvarın dördünde yankılandı bu tokadın sesi. Öyle çılgın dolup taşmıştı ki bu ses o duvarlardan, üç evden üç ayrı kadına iki gün iki gece yetecekti bu dedikodu nevalesi. Bir ihtimal kalmıştı artık... O da galiba bir bir düşünmekti bütün bu olanları...

Eşşekler gibi sevmişti Zübeyir, bu kadıncağızı. Neden olduğu da meçhuldür. Kadın da bilmezdi bu ambalajı şahsına münhasır şekilli ama özü tırt, bıçkın sıfatının gelmiş geçmiş tüm edebi izdüşümlerinden artık tiksinenlerin "kıçım" bile demeyecekleri bu serseri oğlanı ne diye gönlünde tutup evine soktuğunu veyahut bilmem neresini tutturup bilmem neresine sokturduğunu. Velhasıl-ı kelam; Kerameti kendinden menkul, alameti meçhul bir ilişkiydi neresinden bakarsan bak.

Zübeyir dayanamadı, bastı tokadı. Eyvallah. Ama Zübeyir dayanamayıp dönecekti bu kadının sinesine yine. Zübeyir dayanamayıp bir çılgınlık yapmazsa eğer, kadın da biliyordu zaten bunu. O yüzden git demesi kolaydı Zübeyir'e.

Kadın yediği gibi tokadı, savruldu duvarın şefkatsiz ve soğuk kollarına, o kireç gibi bembeyaz suratıyla ona bakan duvara sarılmak istercesine. Ama sanki duvar vardı karşısında. Yok yok, duvar olsa yine iyi karşısında. Bir tokat da ondan yemezdi çünkü duvar duvarlığını bilip adam olsa. Yığıldı yere kadın. Önce kendini saldı, bekledi gözünün önündeki horoskoptan sıyrılmayı. Sonra da çığlık attı var gücüyle...

"Siktir giiiiiit!!!"

Kadın göz yaşlarını sildi halıya. Zübeyir vurdu kendini kapı dışına...

Sokaklar bir kadının ağlamasını gizleyemez, boş hangar gibi aksisedasını aç kurtların kulağına üfler hıçkırıkların adeta. Halbuki bir erkek, ancak nara atarsa sarhoşluktan, yakabilir evlerin lambalarını. Mahalleli de pek hoşgörülü değildir mevzubahis sarhoşsa. Misal kış gecesi bir bozacı doldursa çığlığıyla sokak aralarını, üzerine bir de para verir bu kerizler. Halbuki aşktan bağrı yanan bağırınca acıdan, camlardan sarkıp karanlığı marizler.

Hülasa bunca boş laf yeter. Bize bir sualin cevabı lazım: Zübeyir niye el kaldırdı hayatında ilk defa bir kadına?

Zira Zübeyir'in böylesine sevdiği pek kadın girmemişti hayatına. Sevmeseydi kudurur muydu böyle it gibi hayatının aşkına? Umurunda olur muydu veyahut müsaade eder miydi böyle zapt edilmeye? Çaresizdi Zübeyir, baktı ne yaptıysa olmuyor, bakmamayı da beceremiyor salak oğlan, çekti pistonları tıslayarak, gerdi kolunu geriye. Bastı gururu tatar yayının tetiğine ve hareket etti kol hızla.

Neydi Zübeyir'in gururunu yerle bir eden böylesine peki? Anlatması çok zor...

Pişmanlık yoktu denizin kenarına son adımını attığında Zübeyir'in içinde ama üzgündü. Vaziyetin böylesine dolambaçlı otobanlar gibi karmaşıklaşmasına üzülüyordu. Siniri bozuktu. Yaktı ceketinin cebinden filtresine küçük tozlar yapışmış Samsun sigarasını. Onları bile temizlemedi bu defa tırnağının ucuyla.

Bir daha görmedi kadın, Zübeyir'in bıyıklarını. Ne sökük ceketini ne de ayağındaki saltanat kayıklarını. Ne yaşandıysa belli ki geride kaldı. E geride kalacaktı madem, niye yaşandı? Ya yaşanmasaydı, bu koca insan hayatı neye yarayacaktı?

Kadın vazgeçmeliydi birinden; Ya yediği tokadın intikamı ya da Zübeyir'in kıllı bağrı...

Zübeyir eşşekler gibi birini seçmeliydi ikisinden; Ya gururunu yutacaktı ya da Nebahat'i unutacaktı..

31.07.2013 02:11