Normalsiniz, değilsiniz...

Normal değilsiniz...

Şimdi buraya bir çizgi çekelim ve bu çizginin altına okuyacaklarınızı koyun.

Bilinçaltı siz farkında bile olmadan, etrafınızda olan şeylerin çözümlenip saklı tutulduğu yerdir. Kimse size doğrudan bir şey söylemese de, neyin nasıl olduğunu açıklamasa da farkındalığın başladığı çocukluk döneminden ergenliğin bitişine kadar yoğun biçimde, daha sonrasında ise ölene dek daha az yoğun biçimde etrafınızda olan her şey bilinçaltınıza yerleşir.

Bütün bu bilinçaltına yerleşen öğeler, doğal olarak siz yaşam tarzınızı ve kişiliğinizi oluştururken buna müdahil olur. Hatta ve hatta mütecaviz olur. Siz bu farkındalık sürecinin herhangi bir noktasındayken bilinçaltınızda bütün bunların olduğunu öğrenirseniz birçok şeyin bilinçaltınıza yerleşmesi çok çok daha zor olur. Daha doğrusu, yerleşmesinden ziyade sizi siz farkında olmadan etkileyebilmesidir zor olan.

Mesela ben; Uzun süredir bunu yaptığım için artık seyrelmiş olsa bile, çok eskiden kalma davranışlarımın sebebini sorgular, bulur ve üzerine düşünürüm. Önce bu hareketleri bana geçmişteki hangi etkinin yaptırdığını hatırlamaya çalışır, bu etkiyi bulduktan sonra da hareketin gerekliliği üzerine kıyaslamalar yaparım. Bazen birçok insanın daha yaptığı bu hareketlerimin aslında ne kadar manasız obsesyonlar olduğunun farkına varırım.

İşte bu yüzden şu ana kadar kafanıza yerleşmiş ya da kendi kurduğunuz hiçbir mantık, geliştirdiğiniz düşünce ya da muadili hiçbir şey aslında sizin eseriniz değildir. Bunun farkına varana dek, kafanızda çözümlediğinizi zannettiğiniz şeylerin neredeyse tamamı size toplumun bir hastalık bulaştırır gibi empoze ettiği değerlerin sonucunda ortaya çıkmış şeylerdir. En yakın örneği vermek gerekirse; Sizin içgüdülerinizin üzerini örterek çok eşliliğinizi inkar ediyor olmanız, bunun üzerine bir mantık oluşturmanızdan ileri gelen bir durum değil, gelişiminiz sırasında toplumun size dayattığı görüşlerden oluşan bir harekettir.

Elbette toplum size bir şeyleri döve döve yaptıramaz. Toplum, genel olarak bir davranış biçimi sergiler (ki bu davranış biçimi illa ki geçmişte ya da kendi gününde lider/zengin/güçlü/piramidin en üstündeki insanlardan çıkmıştır) ve bu davranış biçimini "normal" olarak adlandırır.

"Normal" nedir?

"Normal" kelimesinin kökü "norm"dur. Fransızca "norme" şeklindeki kelimenin dilimize sıçramışıdır ve anlam muhteviyatı "yargılama ve değerlendirmenin kendisine göre yapıldığı ölçüt, uyulması gereken kural, düzgü" şeklindedir. "Düzgü" zaten kulağıma yeterince manidar geliyor ama daha da anlaşılır olması açısından devam edeyim.

"Normal" kelimesinin TDK'nın uygun gördüğü Türkçe karşılığı ise "kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun"

Bir açıdan bakarsak kimseyi "normal olmamak" ile suçlayamazsınız. Zira herkesin kuralı, alışılagelmişi, olağanı farklı olabilir. Mamafih "norm" toplumla ilgili sosyal bir kavramdır ve lanet olsun ki her bir bireyin kendine ait bir doğrusu olmasını engellemeye yönelik tarihteki ilk girişimdir.

Öte yandan matematik sınırları dahilinde "normal" kelimesi, bütün bu anlamlarına baş kaldırırcasına, bir doğru ya da düzleme dik olan bir doğru ya da düzlem anlamına gelir. Yani bir "doğru" ile çakışan başka bir "doğru"dur. Bu açıdan bakarsak da herkesin doğrusu farklı olabilir sonucunu elde ederiz. Yani normal, kişinin öz olağanlığıdır.

Sikindirik cahil cühela toplumun ya da kendini lider ilan etmiş bir gerizekalının kanunlarına boyun eğmiş ilk çağ topluluklarını yöneten liderlerin kıçından uydurduğu (işime gelmeyen) basit anlamdansa, müspet ilim matematiğin kuramını fikirlerime temel haline getirmeyi yeğlerim.

Bu bağlamda herkesin şahsi bir doğrusu olabileceği fikri mantıklı hale gelmekte ve toplumsal normları geçersizleştirmektedir.

Toplumun "normal" dediği şeye dönersek;

Siz gelişiminiz sırasında görmüş olduğunuz bütün bu hareketleri mantıklı mı, size uygun mu ya da bunu yaparak mutlu olabilir misiniz diye sorgulamadan kopyalamaya başlarsınız. Üstelik bu takdir edilir ve "gelişim" olarak adlandırılır. Bu örneği en mikro haliyle bir eski kafada bir baba ve oğlunun ilişkisinde gözlemleyebilirsiniz. Halbuki gelişen şey siz değil, birilerinin hükümdarlığıdır. Zira topluma tâbi her bireyin yaşam tarzı, bir önceki nesile endeksli olarak şekillenir.

"Öyleyse niçin her bir nesil kendisinden sonra gelen nesle karşı memnuniyetsizliğinden dem vurup durur?" diye soruyorsunuz.

Bunun sebebi mainstream olarak ahlak, toplum kuralları, kanunlar, dini vecibeler ve daha bir sürü ufak tefek kural öbeklerinin yaratılma sebepleriyle aynıdır: Toplulukları kontrol altında tutmak.

Bir önceki nesil, ardından gelen jenarasyonun aynası niteliğindedir. Yani bu yeni nesil de bir öncekiyle aynı tarzda bir yaşam sürdürürse, üstelik erişkin hale gelene dek görüp öğrendiğini de eklersek onun aynısı olacak demektir. Ve bir sonraki de öyle. Ve sonraki... Böyle böyle birbirinin aynısı nesiller yaratılabilir. Ama bu teoriyle varılacak sonuç Pi'yi 3 alarak, yerçekimini 0 kabul ederek çözülmüş denklemlerin sizi getireceği noktayla aynıdır.

Burada devreye insanın kendine uyanışı giriyor. Ve bir gerçeklik olarak çoğu insan belli noktalarda babasının/annesinin yaşına geldiğinde onun durduğu yerde durmayı sindiremiyor. Zira toplumun itelediği normlar sayesinde de olsa kişi, bir önceki neslin anlamsızlıklarını farkediyor. 80'li yıllarda bir serseri esvabı olan kot pantolonu bu yüzden bugün işe giderken giyebiliyoruz.

Bu yüzden bu insan topluluğunu kontrol altında tutmak isteyen kişiler, nesilden nesile toplumun "normal"lerini değiştirirler. Bu yüzden dün normal olan bugün "eski kafa"dır, yarın normal olacak ise bugün "anormal"dir. Bu sayede hiçbir nesil, kendinden öncekine benzemediğini zanneder. Kendine benzemeyeni ise dışlamaya çalışır.

Şimdi o yukarıda çektiğimiz çizginin tekrar üst tarafına çıkalım. Çizginin bu tarafında her şey sizin gördüğünüz gibi. Normal yine "aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum" ve siz normal olarak geleceği görmüyorsunuz. Geçmişten haberiniz zaten yok. Geçmişi bildiğinizi sanıyor, sadece ona inandırılıyorsunuz.

Eğer büyüdüğünüze, bir yetişkin olduğunuza inanıyorsanız siz normal değilsiniz demektir. Size göre normal olan bir önceki neslinizdi. Onlara göre normal olan kendilerinden önceki nesildi. Çocuklarınızın normali siz olacaksınız. Bu iğrenç ahlak kavramını çöpe atmadıkça bu tekrarlanacak. Siz sadece ortaçağda bir geminin kürekçileri olacaksınız. O geminin güvertesinden ufka bakanlar hep sizi normal olduğunuza inandıranlar olacak. Normal diye bir şey oldukça hiçbirinizin kendi fikirleri, kendi mantığı, kendi anlamı olmayacak. Siz Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma olmayacaksınız. Siz sadece "halk" olacaksınız, "millet" olacaksınız, "hayranlar" olacaksınız, "destekçiler" olacaksınız, "taraftarlar" olacaksınız, "kitleler" olacaksınız, bir şeylerin sizi peşinden sürüklediği milyonlar olacaksınız. Siz normal olmaya çalıştıkça yaşadığınız hayat köleliğinizden ibaret kalacak.

Yazdıklarım ne kadar açıklayıcı oldu bilmiyorum ama her şeyi olanca açıklığıyla anlatabilmiş olsam da yine birileri çıkıp "yoo hayır, ben gerçekten ne istediğimi biliyorum ve kimsenin isteğine göre davranmıyorum, kimsenin fikirlerimi etkilemesine izin vermiyorum" diyecek, eminim.

Onlar için öncelikle bilmeleri gereken şey şu; Sizi en iyi siz bilmiyorsunuz. Emin olun. Öyle olsaydı bu dünyada sosyologlar, psikologlar, antropologlar, psikopataloglar, psikiyatrlar, nörologlar ve insanın ne olduğu sorusuna yanıt arayan diğer bütün bilim insanları olmazdı. Gerçi olmasaydı da sizin için bir haltı değiştirmezdi galiba.