Korsan kültür

Korsan meselesi hakkında konuşacağım. Zaten Okan Bayülgen beyefendinin programında Aylin Aslım hanımefendi ile güreşircesine tartıştığımızdan beridir içimde uktedir...


Basılı kitap, CD versiyonlarını bilemem. Zaten artık pek gitmiyor da bildiğim kadarıyla. Fakat internet ortamındaki p2p ya da Torrent bazlı korsan, esasında zannedildiği gibi öyle fakirlikten, yettirememezlikten falan değildir. Alım gücü meselesini yabana atmıyorum tabii ki. Yine de büyük bir kesim bu sebepten korsana yöneliyor. Fakat çoğu kişi üşengeçlik ya da zaman kısıtlılığıyla ilgili durumlardan ötürü internetten korsan müzik, kitap ve film indirmekte.

Kolleksiyonculuk her babayiğidin harcı değildir. Zira kolleksiyonculuk bulunmayanın, az bulunanın peşinde olmak demektir. Kolleksiyoncu biri genellikle bir DVD'yi "arşiv yaptım, bu da bulunsun" mantığıyla değil, "ileride bu kapak basılmaz, şekli şemali değişir, remake'i çıkar, kıl olur yün olur" kafasıyla satın alır. Üstelik kolleksiyoncu insan sabırlıdır. Beklemeyi ve sahip olmanın sürecini bilir. Artık sıradan insanların, olayların çok hızlı geliştiği bu dünyada bir sahip olma sürecini bekleyecek sabırları yok ya da meşgaleleri bunun önüne geçiyor. Bu yüzden kolleksiyoncular haricinde pek fazla kişi internetten sipariş verip bu süreci sindirmiyor. Çünkü sıradan insanlar için kültür bir ihtiyaç. Biriktirilmesi, elde tutulması, sahip olunması gereken bir şeyden ziyade sadece bilinmesi yeterli olan bir veri yığını.

Örneğin beyaz yakalı biri, eğer kolleksiyonculuğa ilgi duymuyorsa bir kitabı hızlı okuma teknikleriyle üç günde işe gidiş/dönüş yolu, tuvalet icraati, yatmadan önceki son 15 dakika gibi artık zamanlarda okuyor. Ben bir kitaptan bu şekilde zevk alınacağına hiç inanmadığım için üç aydır halen okumakta olduğum iki kitap, dinleyemediğim bir albüm ve izleyemediğim bir film var. İşten güçten vakit bulduğumda hepsini arkamdan atlı koşturuyormuş gibi hızla değil de zevkle tamamlamak istediğim için ertelenmiş durumdalar. Buna mukabil beyaz yakalı arkadaş sadece içeriğe ilgi duyduğundan, hızlıca tamamlayıp bir sonrakine geçmek istediğinden kültür metalarına boş vakit doldurucu muamelesi yapmakta beis görmüyor.

Peki bu arkadaş bu kadar seri yükleme yaparken neden ekstradan sahip olma sürecini yaşamak istesin?

İşte bu noktada p2p ve Torrent devreye giriyor ve sadece içerikle ilgilenen arkadaşlar hissiyat ve kaliteden verecekleri ödünü umursamıyorlar.

Bir şarkıyı 128 kbps MP3 formatında dinlemekle bir kitabı ya da makaleyi sadece bitirmek için hızlı okuma teknikleri sayesinde kredi kartı sözleşmesi okur gibi okumak arasında fark yoktur. Bir kitabı satın alırken verdiğiniz paranın sevdiğiniz yazara ulaştığını ve onun hayatını kitap yazarak geçirmesini kolaylaştırdığını hiç düşünmemenizle bir filmi VLC Player'da atlaya atlaya izleyip katletmeniz arasında, ne yönetmenin ne de yazarın nazarında hiç mi hiç fark yoktur.

İnsanların zaman uğruna kaliteden bu denli ödün verebilmelerinin sebebi de yine teknolojinin cebe girme hevesiydi.

Plakların fiziksel boyutlarına nazaran küçük, daha portatif ve her an her yerde kullanılabilecek bir teknoloji olan kasetler aynı zamanda bootleg ve korsana daha fazla müsaade eden ortamlar olarak piyasaya sürüldüler. Kaset kopyalamak, radyodan şarkı kaydetmek ve bu kasetleri çevreyle paylaşmak ziyadesiyle basit birer işlemdi. Bu sebepten plaklara asla yaklaşamamış olan ses kalitesi milyarlarca kişi tarafından önemsenmedi. Video kasetler de böyleydi. Herkesin evinde basitçe oynatabileceği medyalardı ve boyutları makara filmlere oranla oldukça küçültülmüştü. Evinde VHS recorder olup da televizyondan Back To The Future'ı kaydetmeyen ya da arkadaşından almayanın çok az olduğu bir nesilden bahsediyoruz. Bu koca nesil sinemanın keyfinden ve plağın tınısından uzakta, gözü ve kulağı manyetik ortama aşinalık kazarak büyüdü. Bu yüzden de 128 kbps MP3 ile orijinal Audio CD arasındaki kalite farkına karşı duyarsız, hatta farkı hissetmeyecek bir hale geldi.

Daha evvel dost meclisinde şu sözlerle bahsettiğim bir konu var;

Yıl: 1988

Fatih Sultan Mehmet köprüsünün, tabii esasen ANAP'ın (ANAP'ı hatırlayan liseli değildir!) reklam kampanyası dahilinde hazırlanmış bir film. Geyiği çok dönmüştür, çoğu kişi hatırlar, bilir. Geyiğe sarmasının sebebi de Semra Hanım'ın konuşması akabinde rahmetli Özal'ın "hadi bi' kaset koy da şöyle bir neşelenelim Semra Hanım" şeklindeki repliğidir.

Ekstradan dikkatimi celbeden husus; filmin 7. saniyesindeki bu replikteki bir "ssss" sesidir. Yani bugüne kadar pek dikkat edilmemiş ama repliğin tamamı esasen "hadi bi' sss... Kaset koy da şöyle bir neşelenelim Semra Hanım" şeklinde. İnsanın böyle bir durumda dilinin "sss" sesiyle sürçmesi, bilinçaltında duruma uygun bir başka metayla eşleşmesi sonucu olabilir. Burada duruma uygun meta da ancak CD (siğdiğ) olabilir.

CD'nin icadının üzerinden 6 sene geçmiş fakat henüz tüm dünyada yaygınlaşmış değil. O tarihte Misak-ı Milli sınırları içerisinde halen yaygın olarak plak dinlenen bölgeler var. Onu da geç, "çikolata renkli şarkıcı" Michael Jackson, "Bad" albümünü plağa basıyor...

Bu, bazı teknolojilerin bize ne kadar geç ulaştığı konusu üzerine biraz kafa yormanıza sebep olabilir. Çok yormayın yine de, aşınmasın...

İşte burada bahsettiğim gecikme, kalitesizliğe karşı oluşmuş bir duyarsızlığın sebeplerindendir.

Eğer plaktan CD'ye geçiş arasında sırf portatifliği nedeniyle kalitesizliği gözardı edilmiş manyetik medyalar olmasaydı, bugün büyük bir kesim düşük kaliteyle sıkıştırılmış MP3 dinlemiyor olacaktı.

Tabii bu, korsana yönelimle doğrudan alakalı değil. Yüksek kaliteye aşina kulaklar bugünkü pazarlama ortamında çoğunlukta olsaydı sadece format değişir, anahtar kelimemiz MP3 yerine FLAC olurdu.

Bunlardan daha önemlisi pazarlama stratejisinin gelişen çağa ayak uydurarak değişmesidir.

Bundan yıllar evvel, en baba kişisel bilgisayarın 48 MB ram'li ve 300 küsur mhz işlemcili olduğu ve bu aletleri öyle kolay kolay kimsenin alamadığı, bankaların bilgisayar almak için kredi verdiği dönemde CD çok güvenliydi. Çünkü CD'nin nasıl kopyalanabileceği ya da convert/transcode edilebileceği konusunda bir çocuk parkının kum havuzundaki bir avuç kum kadar insanın bilgisi vardı. Yıllar geçti, "kapat o bilgisayarı da biraz dersine bak" diyen ebeveynler ellerinden iPad'i, çantalarından notebook'larını eksik etmez oldular. Genç nesil bilgisayar kurdu oldu. Halk tarafından bir dönem sadece ajanslara mahsus zannedilen Apple bilgisayarlar alışveriş merkezlerinde kredi kartına 60 taksitle satılmaya başladı. Ama yapımcılar ve sanatçılar halen insanları istedikleri an ulaşabilecekleri kültür-sanat metalarına istedikleri an ulaşmayıp, bunun için gidip bir dükkandan salak bir plastik parçasını ya da elde taşıması zul gelen bir blok kağıt yığınını almaları konusunda ikna etmeye çalışıyorlar.

Bu konuda ülkemizdeki tartışmasız en komik ve başarısız girişim Ercan Saatçi tarafından zamanın Popstar yarışmacılarının etinden sütünden iyice faydalanmak isteyen Osmantan Erkır ve Ercan Saatçi'nin hazırladıkları Popstar albümünü tanıtırken gerçekleşmiş, Saatçi "bu albümün korsanını alanlar albümdeki bazı enstrümanları ve sesleri duyamayacaklar" beyanatı vermişti. Bu gülünç vukuat itibariyle birinin çıkıp "korsan alanın annesi ölsün inşallah" demesini beklemiştik bir grup olarak.

Neden online ortamda pazarlamaya yatırım yapılmadığı konusundaki sorulara "oraya da koyuyoruz, insanlar almüyür" şeklinde cevaplar veren yapımcı ve sanatçıların anlamadıkları şey insanların bu konudaki cehaleti. Bugüne kadar yasakla ya da cezayla korsandan caydırma politikaları yerine insanlara daha iyisine, daha kalitelisine ve daha zevkli olana ulaşabileceklerini öğretmeye çalışsalardı birçok insan sanatçının hakkı konusunda vicdanının sesine daha çok kulak verir, makul fiyatlara yüksek kalite dinlenebilir formatları satın alırdı. Zira basım ve dağıtım maliyeti sıfıra çok yakın olan MP3 formatında parça başına 5 lira ücret koyacak bir mantaliteden de uzak olurduk.

İnsanları neden kendilerine para ödemek zorunda oldukları konusunda ikna etmeye çalışan sanatçıların son halkası da Cem Yılmaz oldu. G.O.R.A.'da, A.R.O.G.'da, Hokkabaz'da bu durumla hiç karşılaşmamış gibi bir sahne performansını sıradan bir sinema filmiyle eş değer tuttuğu Fundamentals'ın daha dün Torrent'e düşen kopyası için şöyle bir yorumda bulundu Jembey;



İyi de bunun önünü açan sensin? Tamamen sahne performansına dayalı oyunun en iyi kısımlarını, en temiz seyirci reaksiyonlarını kesip, biçip, montajlayıp ticari bir hale getiren de sensin. Eyvallah, belki başka şeylere vakit ayırmak istediğin bir dönemde sahne çıkmayı bırakmak zorunda kaldın. Bu arada yine de para kazanmak için bunu bir sinema eğlencesi haline getirdin. Bunu yargılamak da kimsenin vazifesi değil. Ama bunun korsanının çıkacağını bilmesen vizyona girmeden evvel çektiğin teaser'ı çekebilir miydin zaten Jembeyciğim? Üstelik bahsedilen korsanı ben de gördüm. Ses miksajı, color correction, müzik ve geçişlerden yoksun bir kaba montaj, ham görüntü yığını olarak sızdırılmış Fundamentals. Bunu yapabilecek kişiler bellidir. Yapımcı şirketten herhangi biri, kurgucu, capture'cı ya da teknolji sayesinde işi sadece kopyala-yapıştır yapmak haline gelmiş aktarmacı, görüntüleri taşıyan kurye gibi kişilerden biri tarafından sızdırılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Durum böyleyken "senin İngilizden farkın ne?" gibi bir mantıkla halka kızmak abesle iştigalden ötesi değil nazarımda.

Üstelik bu "İngilizden farkın ne?" konusunda Jembey biraz kafa karışıklığı yaşamış gibi. Hayır, İngiliz'den farkım ne ki korsan almayayım. Demek ki onlar da korsan almışlar ki İngiltere'de "korsan izlemek hırsızlıktır" diye kamu spotu yapılmış. 15 sene evvel bizdeki icraat neydi peki? Remix'i yeni keşfetmiş şarkıcıların sabah programlarında yarısını remix'le doldurdukları albümlerinin orijinal satışlarını korsan satış rakamlarıyla karşılaştırması değil miydi?

"Vallahi korsanı da 120 bin satmış diyürlar..." Kim diyürlar, nereye diyürlar? Nasıl saymışlar hepsini, kimin kontrolünde? Kendi albümünün bandrollüsünü 10 bin bastırıp 100 bin de korsanından paketleyen adam görmedik mi bu memlekette sanki?

Bu laflarım yalnız Jembey'e değil tabii. Hala "korsan hırsızlıktır" çığlığı atarak insanlara albüm, film, kitap satabileceğini zanneden herkese. Korsanla mücadele etmeyin demiyorum, hobi olarak yine edin. Ama izlediğiniz yol sizi Ayvalık'a gitmek isterken İpsala'ya götürüyor her seferinde...