Yitik erkek nesli

Koskoca bir erkek nesli, kadınların sadece erkeklerini mutlu edebilmek uğruna koskocaman, iğrenç bir yarrağın o narin, çıtkırıldım vücutlarına acılar içerisinde batmasına müsaade ederek ne denli büyük bir fedakarlık yaptığını düşünüyor...


Yanlış okudum zannedip cümlenin başına döneceksen hiç dönme. Koskoca bir ERKEK neslinin böyle bir sanrısı var. Bu sanrının sebebi "sadece sarılıp uyuyalım, olur mu aşkitom?" repliğini bir lifestyle haline getirmiş, alabildiğine kevaşe ruhlu, insan demonstrasyonu gerizekalı kezbanların erkekleri soktuğu tek kişilik yatak cenderesidir.

(Bu arada "layfsitayl ney lanğ yaşam tarzı desenğe, Türgçemisi mahfettiniss, kıymetlimsss (antrparantez; Kayseriliden Gollum'a dönüştü farkettiysen) şeklinde kuduracak bir kitlenin her bir bireyini tek tek bulup götüne pompalı tüfek fişeği sokmakla tehdit ediyoruz.)

Olaylar şöyle gelişiyor;

Uzun yıllardır, toplumun baskısından ve söylemlerinden korkan anne ve bütün kadınlara olduğu gibi kızına da yabancılaşmış baba, kız çocuklarına bekaretin evlenene kadar korunması gereken kutsal bir olgu olduğu fikrini empoze ediyor. Bu dayatmayı 6-18 yaşları arasında kabullendiğinin farkına bile varmadan kabullenen kız çocuğu bunun artık mantıklı olup olmadığını sorgulamaya bile çalışmıyor. Ki yaygın inanış ne kadar sadece seks algısıyla ilgili olduğu yönünde olsa da kezban tabir edilen organizmalara bu isim zaten sorgulama ve mantık oluşturma yeteneklerini kaybettikleri için verilmiş durumda.

Ergenliğe girerek kezbanlık sürecine adım atan kız çocuğu, büyüyene kadar ailesinden gördüğü garip baskılar sebebiyle kendisine ne amaçla olursa olsun yaklaşmaya çalışan tüm erkekleri bertaraf ediyor. (Bkz: uff snn be slk .s.s) Öğrenim hayatı boyunca kız gruplarından birine kaynayıp o gruptaki tüm kızların birbiriyle olan yarışına bir şekilde dahil oluyor.

Gelgelelim genç kezban, belli bir yaştan itibaren içgüdüsel olarak karşı cinsine duyduğu ilgiyi farkediyor ve bastıramamaya başlıyor. Bir de çevresinde gördüğü ilişkilere özenme başgösterdiğinde hayatının üçüncü evresine geçerek karşı cinsle yakınlaşmaya başlıyor. Tabii küçük yaştan itibaren aldığı o kutsal öğretiyi aklından çıkarmadan. Çünkü unutmasına mahal vermemek için sürdürülen baskıya halen tâbi.

Bütün bunların sonucunda "cinsellik bazında hiçbir aktivite olmayan ilişki" kavramı doğuyor. Cahil cühela kezbanların "gayrımeşru" hamile kalma korkularını süsleyen öpüşmeleri saymazsak tabii.

Olayın şimdi girersek çıkamayacağımız oğlan tarafında ise ağır bir kabullenme durumu mevcut. Kısaca bahsedersem; bunun sebebi bir zincirleme reaksiyona bağlı. Zira okul hayatı boyunca erkeklerden uzak duran kezbanların erkeklere karşı davranış biçiminden dolayı özgüveni kırılan, bilinçaltına çirkin, pis, kaba ya da abazan olduğu yerleşen erkek, başka ve kendisini kabullenebilecek bir dişi aramak mecburiyetinde kalmamak için elindeki fırsatı kaybetmemeye odaklanıyor. Bunun sonucunda da cinsel aktivitelerden kaçan sevgilisine itiraz edememek, gider yapamamak, bırakamamak, boyun eğmek durumunu seçiyor.

Bu durumdaki erkek, tam olması gerektiği gibi düz mantıkla düşündüğü için kadınların seksten hazzetmediğini, sadece kendisinin zevk aldığını, kadınların bir fedakarlık amacıyla seviştiklerini düşünmeye başlıyor ki haksız sayılmaz. Zira insan kötü ya da yanlış olduğunu düşündüğü bir şeyi yapmaktan kaçınır. Hayatında pek fazla deneyim yaşayamamış erkeğin bu kabullenme durumuna bir de sevgilisini zor duruma sokmamak düşüncesi eklendiğinde erkeğin vaziyeti acınacak bir hal alıyor.

Kezban evlendikten sonra sevişmesine sevişiyor. Nasıl sevişiyor o da ayrı mesele gerçi... Ama kadınlar hakkında zaten çok deneyimsiz ve bilgisiz olan erkeğin yukarıda bahsettiğim algısının kırılması uzun bir zaman alıyor. Böyle bir çiftin yeniden kız çocukları olduğunda kezban, annesinden ne gördüyse kendi kızına da uygulayarak döngünün devamını sağlıyor. (Bkz: Hiçbir şey erkeklerin suçu değildi...) Eğer kız çocuğu bu talihsiz genetik bileşimini atlatıp mantığını biraz geliştirme fırsatı bulursa bu talihsiz döngüden kurtuluyor, beceremezse zincirin yeni halkası olarak yaşamını sürdürüyor.

Şimdi burada 394835. kez seksin ilişkideki yeri ve öneminden bahsetmeyeceğim. Ama Barış Manço'nun da şarkısında dediği gibi;

Ben seni seveyim, sen beni sev ki bozulmasın ağzımızın tadı...

Soytarılık yapmayın. Seks yapın.