Porno samimiyeti

"Aşık olduğun insan için ne yaparsın?"

...Diye sordum, yeni hayatına uzun süre önce başlamış olan Juli'ye.

"Her şeyi" dedi...

 Her şey, dünyada hiçbir canlının yapamayacağı tek şeydi bana göre. Çünkü aşk, eninde sonunda mantığa yenilirdi. İstisnasız, her zaman. Fakat biliyordum ki Juli'nin kafasındaki 'her şey'in sınırları 1.90'a 2 metre yatağın ölçüleriyle aynıydı.

"Bir pornocu gibi düşünüyorsun" dedim. "Unuttun mu?" dedi, "ben bir pornocuyum..."

Bir porno yıldızının küçük dünyasında kendisine yarattığı aşk tanımı ne kadar sıradışı olabilirdi diye düşünüyorum da, belki de porno yıldızları sandığımız kadar aptal değillerdir.

Juli, pornolarda oynamayı bırakalı 2 sene oldu. Bu iki sene içinde değiştiğini bana hiç belli etmedi. Ama bir porno yıldızının 2 sene boyunca hiç sevişmemiş olması köklü bir değişimdir diye düşünüyorum.


      -Her şey, senin düşündüğün kadar kolay değil Juli... Her şey, 30 santimlik fantastik bir penisi gırtlağına kadar sokmaktan ibaret değil...

      -Demek ciddiyet istiyorsun? Benim hiç gerçekten aşık olmadığımı düşünüyorsun değil mi?

      -Benim bunu düşünmem senin için neyi değiştirirdi?

      -Bilmiyorum. Senin söylediğin herhangi bir şeyi kabul edebilmek, bekaretimden vazgeçtiğimde hissettiklerimden daha zor.

      -Öyle olduğuna eminim.

Kendiyle alay eder gibi kıkırdadı Juli.

      -O zamanlar küçük bir kızdım. Hayatımdaki hiçbir şeyi bildiğim ya da emin olduğum için değil, cahil cesaretiyle yapıp duruyordum.

      -Güzel miydi bari?

      -Ne?

      -Bekaretini kaybetmek...

      -Hatırlamıyorum. Zevkten o anki herhangi bir şeyi daha sonra hatırlayabilecek durumda değildim.


Juli'nin gözlerine ne zaman çok dikkatli baksam gözlerim kararır. Önce gördüğüm dünyanın kenarlarından garip, yeşil, eflatun, turuncu şekiller oluşur, sonra görüntü karıncalanır, her şey bulanıklaşır, sanki kışın ortasında kafamda tepesi açık bir bere varmış gibi, beynim üşüyormuş gibi hissederim. Ona bunu hiç söylememiş olmama rağmen sanki biliyormuş gibi her tartışmada burnumun ucuna kadar gelip gözlerini gözlerime diker.


      -Her insan, Juli, en büyük aşkı kendisinin yaşadığını düşünür. Bugüne kadar duyduğum kadarıyla kimse "birazcık aşığım" dememiştir. İnsan her aşık oluşunda bir öncekinden daha çok aşık olduğunu düşünür. Evet, her deneyim bir farkındalık kazandırır. Ama bir hastalık yüzünden ölmüyorsan, o hastalık o kadar da aşırı şiddetli geçmemiştir.

      -Peki ya romantizm?

      -Romantizm 18 yüzyılın sanat akımıydı Juli. Üzerinde mumlar olan bir sofrada yemek yemek ya da sevgilinin dizlerinde ağlamak değil. Romantizm bir aşkın trajik biçimde anlatılmasıdır sadece.

      -Romantizm yaşadığını düşünüyor insanlar...

      -İnsanlar her zaman daha fazla isterler. Eğer onlara normalde yaşadıklarından daha ilginç olaylar, daha yoğun duygular gösterirsen bunu benimser, hayatlarına katmak isterler. Bu yüzyıldaki hislerin abartılılığı, 18. yüzyılda aşkın egzajere edilmesinden kaynaklanıyor.

      -Bence senden başka dünyadaki kimse buna inanmıyor.

      -Ben de babasız doğmuş bir adama inanmıyorum.


Juli kalkıp çalışma odamın kapısına doğru yürüdü. O kalkmadan önce çalışmam gerektiğini söyleyip kendim defetmediğim için pişman oldum bu kalkıştan sonra. "Ben yatıyorum" dedi. "Benim de çalışmam lazımdı zaten" diyip en azından o kalkmadan önce gitmesini istediğimi belli etmeye çalıştım. Hiçbir şey demeden salındı topukları üzerinde.

Çalışamadım. Juli'nin eski filmlerinden birinin kasetini taktım videoya. Kaset önceden durdurulduğu yerden devam etti oynamaya. Yakın plandan. Mitolojiye konu olabilecek kadar dev bir penis, ağır çekimde giriyordu Juli'nin içine.

Bir santim...

Bir santim daha...

Az pişmiş, neredeyse çiğ bir et parçasını yavaş yavaş çiğner gibi...