Ruhsal bozuklukların kilosunu 42 kuruştan satışa çıkardım

Hüznün Kuşları by Mazhar Alanson on Grooveshark


"Sence tanrı var mı?" diye sormuştu. Öylece yatıyorduk yatakta. O kadar aşıktım ki hasta birinden farkım yoktu bazen. Kendimi o kadar kaptırmıştım ki tanrı olmasa bu güzel kadına sahip olamayacağımı düşünüyordum belki de. Gariptir, kendim ne düşündüğümden böyle şüpheli bahsederken onun düşündüklerinden o kadar emindim ki kendi kendime. Yazık bana...

"Bence var" diyiverdim. Hiç hareket etmedik. Tavanı izledik birlikte. Sonra sessizliği kovaladı üzerimizden tekrar. "Bence de..."

Şimdi görebildiklerimi o zaman görebilseydim eğer, tereddütsüz "tanrı yok" derdim. Nasılsa ben "yok" dedim diye olmayacak değildi ya. Kendimi düşünüp "yok" derdim.

Öyle hastaydı ki aslında... Yazık ona. Öyle kavga ediyordu ki kendiyle. Yaptıklarının cezasını kaldıramayacağından öyle emindi ki aslında. Korkmuştu. Ve korkup sormuştu o soruyu bana. Eğer tanrı varsa yaptıklarından dolayı ona çektireceğini düşündüğü cezalardan korkmuştu. Kimse kötü olmak istemez diyemem, bazen herkes isteyebilir. Ama kimse öyle anılmak istemez sanki. Belki de öldükten sonra tanrının bize vereceği bütün ceza bu dünyaya miras bıraktığımız kötü ündür. Ne farkeder öyleyse?

Derinin yanması on dakika sürse, bütün sinirler kül olduktan sonra acıyı hissetmeyeceğine göre, milyonlarca yıl cehennemin ateşinde yansak da en fazla on dakikalık acı çekerdik zaten. Şimdi düşündüm de; vücudun olmadan acı bile çekemezmişsin ki. Ruhuna neden bu kadar güveniyorsun?

Korkuyordu. Tanrının olmadığını duyup yaptıklarının yanına kalacağını düşünmek istemişti. Oyse ben, hasta adam, bunun farkında bile olmadan onun korkularını toz şekerle karıştırıp kanında daha hızlı çözünmesine sebep olduğumun farkında bile değildim. "Tanrı yok" deseydim bence, derimi yakmaya devam edecekti güzel, manyak ve korkak kadın.