Sevmeyi öğrenmek

Dünyada, dünya çapında bildiğimiz, duygularımızı köreltme amacı taşımayan ne var düşündünüz mü? Reklamı yapılamayacak ne kaldı elimizde? Aşkın reklamı zaten o en bağnaz ve ajite haliyle Shakespeare denen dangalağın elinde oyuncak olup durdu. O hastalık halini öyle güzel bir markaya çevirdiler ki bütün dünya bu oyuna dahil oldu. Oysa bu dünya, aşkın doğru halini yaşayanları, amaçlarına aşık olanları birer birer öldürdü. İşte poligami, bize o toplum denen tek soyut otoritenin dayattığı monogaminin hüküm sürdüğü böyle bir dünyada, gerçek ve en berrak duygularımızı ortaya çıkarabileceğimiz az şeyden biri olarak kalmıştı. İnsanın sevme kapasitesinin farkına varması, ortak bir şey yaşadığı her bir insanı bir diğerinden ayrı tutması, eşsiz görmesi demekti. İnsanın bu sevebilme yeteneğini keşfedememesi için dünya düzeni denen makine her birimize özel olarak her seferinde sadece bir kişiyi sevmek, sadece onunla sevişmek ve ondan başka kimseye bakmamak gibi zorunlulukları dayattı. Malesef yaklaşık Roma yıkıldığından beri geçen zamanda da bu telkin yavaş yavaş aşırı koyu bir siyasi görüşten farkı olmayan, "ahlak kuralları" adını almış bir çirkinlikten başka şeye dönüşmedi. Bu sayede biz çok eşliler bugün "şerefsiz, namussuz, ahlaksız, rezil, pezevenk, gavat, orospu" gibi sıfatlarla anılıyoruz.

Tabii neticede bütün bunlar, olayın iç yüzünü bilen bizler için artık önemi olmayan, kendi aramızda umursamadığımız şeyler. Esas problem, içimizdeki İrlandalılar. Günümüzde bazı poligamlar var ki; Sadece şehvetin kurbanı onlar. Nasıl anlatayım bilmiyorum ama hani şu bizim tatlı su solcuları vardır ya, onlara benziyorlar biraz. Ne yapıyorlar peki? Problem nedir?

Problem tam olarak; Kişiye ya da duygulara değil, işe ve oluşa yönelik davranış ve isteklerle yaşanan poligami. Yani bir kimsenin, monogam empozenin üzerinde bıraktığı etkinin sonucu olan duygu ve düşüncelerden sıyrılmadan poligam olmaya çalışması. Ki bunun sebebi genel olarak seks özgürlüğü olduğundan bir paradoksa benzemektedir.

Bunun altında yatan sebep poligamiyi, tabiatı ve içgüdüleri anlayamamış ya da sallamıyor olmaktır.

Dünya üzerinde yaşayan memeli türlerin yüzde 95'i çok eşlidir. Çok eşlilik bu memelilerin ergenlikten erginliğe varmalarıyla birlikte başlar. Ergenlikte ise bazı türlerin eşcinsel eğilimleri olduğu ve yetişkinliğe ulaştıktan sonra heteroseksüelliğin ağırlık kazandığı görülür. Buradan yola çıkılarak memelilerin biseksüel olduğu teorisi de oluşmuştur. Bu da bambaşka bir araştırma konusu...

Bir erkek memelinin çok eşli olmasının sebebi olabildiğince fazla dişiyi dölleyerek soyunu devam ettirme içgüdüsüne dayanır. Dişi ise bu doğal döngünün tamamlayıcısı niteliktedir ve farklı dönemlerde ne kadar çok erkek tarafından döllenirse o kadar fazla çoğalacağının farkındadır. Neticede dişi ve erkek memelilerin ortak amacı çoğalmak ve ırkın devamını sağlamaktır.

İnsan, üstün egosu sebebiyle kendisini vahşi yaşamdan ayrı tutarak farklı olduğunu hissetmeye çalışırken, farkında bile olmadan vahşi güdülerinin prangalarına vurulmuş durumdadır. Pencereden dışarı baktığımızda gördüğümüz manzara, onlarca katlı binalar, dev gökdelenler, aygırlara benzeyen hızlı otomobiller, insanoğlunun egosu sayesinde ihtiyaca yönelik olmaktan çıkıp "ben bunu yapabiliyorum" diyebildiği için yaptığı şeylerdir. Şu anda onikinci kattaki evinde, internet bağlantın sayesinde bu yazıyı okuyabilmene neden olan şey sadece ve sadece insanın hayvandan farklı olmak için binlerce yıldır sarfettiği çabadır.

Memelilerin neredeyse tamamı çok eşliyken, insanı ondan ayıran fark da aslında tam anlamıyla bu. Bizi hayvanlardan ayrı tutan bütün farkları kendimiz yaratmaya çalışırken, hayvanlarla aramızdaki esas fark bunu yapmamıza sebep olan egomuzdur.

Gelgelelim insanlar da diğer memeli canlıların sahip olduğu içgüdülerin tamamına sahiplerdir. Yenme, hayatta kalma, öldürme, açlık, çoğalma, sahiplik ve aitlik gibi içgüdüler, biz yok olduklarını düşünsek de insan eliyle yarattığımız bu küçük dünyamıza uyum sağladı sadece. Bu da evrime bir kanıt olabilir belki.

Üstteki üç paragrafta anlatmak istediğim şey büyük oranda kadınların elinden çıkmış bir Matrix'e benziyor. Çünkü insan ırkının dişileri, her şeyi değiştirmeye programlanmış gibi davranan yaratıklar. En çok da kendilerini. "Bunu neye dayanarak söylüyorsun?" sorusunu tam da şu anda bana yönelten öfkeli kadınlara cevap olacak en basit olgu estetik algısıdır. Eski Yunan heykellerini baz alırsak, erkek heykellerinin yapıldıkları çağdaki vücut yapılarıyla yaşadığımız çağdaki estetik açıdan ideal erkek vücudunun yapısı birebir örtüşüyorken antik Yunan'daki kadın heykelleriyle bugünkü ideal kadın vücudu arasında en az Ayder Yaylası kadar fark var. Antik Yunan'daki estetik algısı Ortaçağ'ın ünlü ressamlarının ellerinden çıkmış tabloda da görülmeye devam ederken bugünkü estetik anlayışının tam olarak açık tanımı "bugünkü estetik anlayışı"dır. Çünkü bugünkü estetik anlayışı başka hiçbir çağdakine benzememektedir.

Daha evvelki yazılarda bahsettiğim, aslında ataerkil denilen toplumun iplerinin bir yetiştirici olarak kadınların elinde bulunması durumu, onların istediklerini değiştirebilmeleri anlamına geliyor. Bu değiştirme hırsının nasıl başladığı hakkında ipuçları edinmek isteyenler "Hiçbir şey erkeklerin suçu değildi..." başlıklı yazıyı okuyabilirler. Bu arada bazı kadınlar bu başlığa aldanarak yazı hakkında "ama erkekleri çok kolay temize çıkarmışsın" benzeri eleştirilerde bulundular, dikkatli okurlardan hiç böyle tepkiler gelmiyor.

Yeri gelmişken hızlı okuma denen şeyden tiksindiğimi de belirtmek isterim. Bütün vurguları, hissiyatı, nefes aralarını hiçe sayarak düz çizgiyi takip edercesine hızlı okuyan insanlar emin olsunlar ki anlatmak istediklerimi bu yöntemle anlayamazlar. Vadesiz mevduat hesabı sözleşmesi yazmıyoruz biz burada...

Konuya dönelim.

Yukarıda karışan durumu özetleyecek olursam; Biz insanlar, diğer memelilerle bu kadar ortak bir yapıya ve aynı içgüdülere sahipken kendimizi onlardan farklı kılmak uğruna onlarla bir arada yaşadığımız dünyanın sadece bizim için yaratılmış olduğunu zannederek (ki bu sanrının sebebi yüzde yüz ilahi dinlerdir) onların yaşam alanlarını, hatta onları katlediyoruz. Bu halimize uzaktan bakınca tamamen yok edilmesi gereken zararlı bir tür gibi görünüyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bunun da doğal döngünün bir parçası olduğu. Yani eğer öyle olmasaydı egomuz olmazdı.

Bu durumda insanoğlunun çokeşliliği, onun çoğalmasının artık kendisine de zarar verdiği bu dünyada çoğalmakla değil, sevebilme kapasitesiyle alakalı hale geliyor. (Bkz: Sevgiyi "sevgililiğe" indirgemek)

Bu yüzden doğum kontrol yöntemlerine ihtiyaç duyuyor, onları kullanıyoruz.

İşte; çok eşlilikle ilgili fikri "istediğimle sevişirim gardeş" kafasından öteye geçememiş, kendini bu dünyada çok özgür ve bağımsız zanneden, istediğini tokatlayıp istediğini öpebileceğini zanneden zamane gençleri tarafından anlaşılamayan ya da yok sayılan (genellikle anlaşılamayan) poligami felsefesinin temeli bu. Poligamiyi sadece "hem sevgilim olsun hem istediğimle yatayım" şeklinde, "ne şiş yansın ne kebap" benzeri bir seks alışkanlığına kapı açmak için kullanan kişiler de ne yazık ki teknik olarak çok eşli sayılıyor. Ve onların bu mantalitesi sebebiyle "poligami=amsalaklık/orospuluk" (ki kadınla erkeğe aynı dalda verilen sıfatlara bak, birbiriyle uzaktan yakından alakası yok) gibi bir algı oluşuyor.

Monogam baskıyla büyütülmüş ve olayı anlayamadan ben poligamım diye geçinmeye çalışan, seksi sadece seks yapmış olmak ve bunu bilmek amacıyla, oldukça bencil bir amaçla tüketen bu arkadaşlar genelde hayatlarında bir sevgili olmamasından yanalar. Bunun sebebi de kavram karmaşası içinde olmaları. Yani poligam bir partnerle birlikte ilişki yürütmeye çalıştıklarında, monogamiyi iteleyen toplumun baskısıyla yerleşmiş alışkanlıkları devam ettirmeye çalışmaları. Daha doğrusu bu karmaşayı kabullenecek poligam bulamadıklarından monogam partnerlere yönelmeleri, monogam insanların da onların yaşam tarzını kabullenmemesi sebebiyle ya bu arkadaşın poligamiye ara vermesi ya da hayatlarında biri olmaması şeklinde bir olaylar zinciri. Biliyorum biraz karmaşık. Birçok kişi anlayabilmek için birkaç kez paragrafın başına dönüp okuyacaktır. Ben nasıl yazdım artık hayal edin. Ya da artık kafam artık oyun hamuru kıvamına geldi. Aslında bu arkadaşların olayı tam olarak "ben istediğimle takılayım ama sevgilim yalnız benimle uğraşsın"dır.

İşte poligamiyi gerçekten anlamanın temeli burada yatıyor. Burada toplumun bize her fırsatta itelediği normlar dahilinde bir noktayı gözünüze sokmak istiyorum. Memelinin doğasına göre üremek için cinsel ilişki yaşaması, yani erkeğin dişiyi döllemesi gerekir. Toplumun bize itelediği sistemde üremek, bir takım ritüellerle başlar. Sevgili olmak, sözlenmek (dünyanın başka hangi noktasında bu gerzek süreç var acaba merak ediyorum), nişanlanmak, evlenmek. Bütün bu ritüeller insanın üremeyi meşrulaştırmak adına gerçekleştirdikleri şeyler. Bunun daha modernize edilmiş haline bakarsak sadeleştirilmişini görüyoruz. Yani toplumun modernlik olarak algıladığı şey sevgili olmak ve sevişmek. Seks yapabilmek için sevgili olmak. Bunu şart kılan şey, karşısındaki insana sahip olduğunu zannetmek ve onun bir başkasıyla sevişmesinin önünü kesmek. Çünkü insanın egosu o kadar yüksek ki, aslında kendi türünden olandan bile tiksiniyor. Bu da vücudunu birleştireceği partnerinin bunu bir başkasıyla yapmasının önünü kesmesini şart haline getiriyor. Halbuki her zaman dediğim gibi, hiçbir insan bir diğerine sahip olamaz.

Kısaca; nesiller boyu içimize işletilmiş, o iğrenç ahlak kavramı dahilinde duygusal bir kölelikten başka bir şey olmayan ilişkilerin yaşanma amacı sadece ve sadece üremek. Sevgilinizi sevmenizin ahlakçıların gözünde asla önemi olmadı. İnsanın en az bir eşe olan ihtiyacı ise üremenin meşrulaşması, doğacak bir insanın soyadına sahip olması, soyadına sahip bireyin daha rahat fişlenmesi, güçlülerin onları daha kolay kontrol altında tutması gibi sonuçlara evrilmiş oldu. Daha öncesini zaten biliyorsunuz.

Halbuki insanın eşlere ihtiyacı olmasının sebebi sevgisini yansıtabileceği ve herkesle paylaşmadığı sosyal bazı şeyleri paylaşabilmek için bir yakınlık kurmak ihtiyacındandır. Verecek sevgimizi kaybetmedikçe bunu bir kişiyle sınırlı tutmak anlamsızlığın tanımıdır.

Sadece seks kadar sıradan şeyleri değil de daha sıradışı, özel duyguları ve fikirleri paylaşabileceğimiz insanlardır sevgililerimiz. Gel gör ki; hiçbir insan bir başka insanı tam anlamıyla, her konuda tatmin edebilir değildir. Kişi, onun için önemli tüm anlamları ve tanımları, omuzlarına yüklemeye çalıştığı tek bir sevgilinin bu yükü kaldıramaması karşısında acizliğiyle, kibiriyle, tek eşliliğiyle ve tatminsizliğiyle karşısındaki kişinin o zamana kadar yapabildiklerini unutacak, yapamadıklarının altını çizecek ve bu yüzden de o kişiyi vazgeçilmez sınıfından çıkaracaktır. Bu yüzden bu tüketen toplumun "romantik" sıfatıyla adlandırdığı bir takım dangozlar sağda solda çıkıp aşkın -ama o esas aşkın, gerçek olan, hastalığın adı olan aşkın değil, şu tüketenlerin aşk zannettiği, sevgi markası olanın- ömrüyle ilgili üç yıl-beş yıl diye atıp tutuyor. Kimse birbirinin aynı olmadığı için bir gün herkes insanın nazarında herkesleşiyor. Sevgiyi ve sevgiliyi tüketip bitirmek diye işte buna denir. İnsan, sevdiği birini tüketmemek için bir başkasına ihtiyaç duyar, işin doğrusu duymalıdır da. Şayet duymaz ya da duymamak için kendini izole ederse bu onun sevdiği kişiden yapamayacağı şeyleri istemeye, olmadığı biri gibi davranmaya zorlamasına yol açar. Belki buna "mental çiftleşme" bile diyebiliriz. Bu da şunu diyebilmemize olanak tanır; Poligami, sadece birçok kişiyle seks yapmak ya da bu amaç uğrunda sahiplenilecek bir bahane değil, insanın tatmin olmak için bir başkasını zavallı durumuna getirmeksizin, aradığı özel şeyleri farklı insanlarda bulması, tüm anlamlarını tek bir kişinin sırtına koyulan bir yük haline getirmemek için birden fazla sevgiliye sahip olması durumudur. İşte poligami bu yüzden insanın doğasında vardır. Çünkü insan, sevgi kadar değerli bir varlığını öyle herkese dağıtacak kadar cömert değildir.

Zaten kendi doğasını kabullenebilmiş bireyler olarak toplumun gavat gözüyle baktığı bir azınlık olduğumuz aşikar. Bunu bir de amaç olmaktan çıkarıp sadece seks için bir araç haline getirmek ne derece doğru olabilir ki? Zaten seks yapmak için poligamiyi bahane etmek, normal olana kılıf uydurmaya çalışmak, bir nevi ipe un sermek, color matte'ın render'ını almak gibi bir şey.

Bugüne kadar hep monogamları eleştirdim bu sayfalarda. Gün geldi kadınları, gün geldi erkekleri, toplumu, ahlakı falan. Eleştirilemeyecek tek bir şey varsa o da bilinçaltımızdı. Çünkü bir insan, hiçbir zaman sublimine davranışları kadar samimi olmayacaktı. Fakat başta bazı poligam insanların pek anlamadığı bir konunun giriş cümlelerini okuyacağınız bu yazı, bambaşka bir hale evrilmiş oldu.

Yazıya başlarken (ki bundan iki ay öncesine tekabül etmekte) kafamda söyleyecek çok daha fazla şey vardı. Konuyu seksle eşleştirsek bu daha anca ön sevişme olur, o derece. Fakat yazıların gidişatı, eldeki veriler, ruh hali ve yazma hevesi gibi etkenler falan var. Üstelik yazı da Michael Sikkofield yazılarının boyutuna ulaştı. O yüzden onları da sonraki buluşmalarımıza saklıyorum.

Anafikri verip kaçayım: Hobi olarak yine hayvanlamasına sevişin ama bir de sevin be kardeşim, sevmeyi öğrenin, biraz da bencilliğinizi dizginleyin...