"Seks deme, güceniyorum..."

"İnsan çoğu zaman bir şeyi arzu eder fakat gerçekten istemez."

Etrafta oldukça fazla cinsellikten rahatsız olan kadın görüyorum. Cinsellikten rahatsız olmak derken, sevişmekten rahatsız olan değil tabii. İnsanın sevişmekten rahatsız olabilmesi için önce sevişmesi gerek. Ben bunun bahsi açıldığında huzursuz olan, konuyu değiştirmek isteyen, kaçan kadınlardan bahsediyorum. Elbet yaşdığımız coğrafyanın da bunda etkisi var, bunu yadsıyamam. Ama bunun farkında olduktan sonra düzeltilemeyecek bir şey sayılmaz.

Esas tehlikeli olan, bu huzursuzluğun temeli ve gerçek sebebi. Bunu sana biraz Freud emmimden girip Lacan'dan çıkarak açıklamaya çalışacağım. Gerçi kafamda nasıl yapacağım hakkında pek planım yok, yazıya çok ani bir kararla başladım ama bakacağız...

Öncelikle ısrarla yapılan bir hatadan dem vurmalıyım. Poligami, seks, cinsellik, erotizm, porno, sevişmek, ağzından öpmek vesaire. Bunların hiçbiri modernlik, çağdaşlık değil! Bir kısım insan hala bunları yapmayanların geri kalmış bir düşünce biçemi olduğu fikrini savunuyor. Ciddi ciddi modernlik olsun diye sevişen var mıdır bilmem ama seks yapabilmeyi ciddi ciddi modernlik sınıfına sokan birileri var. Hem modern (?) olduğunu düşünenler arasında, hem de "sokarım öyle modernliğe" diyenler arasında. İlk insanlar da sevişiyordu güzel kardeşim. Neanderthaller de çatır çatır grup seks yapıyorlardı. Az gelişmiş insan formları mağara duvarlarına öküzün, dananın yanında kadın figürleri de çiziyorlardı. Çünkü at, eşek, dana nasıl ki insanın farklı ihtiyaçlarını karşılamasına vesile oluyorsa bir başka insan da öyleydi. İlkel sosyallik bir yana, seksin de bir ihtiyaç olduğunu bu şekilde anlamak mümkün.

İlkel seks. Kulağa ilginç geliyor. Emmanuelle 2000'i bilmem ama Emmanuelle 3000 taş ve sopalarla çekilecek. (Öeh...)

Seks bahsi açıldığında huysuzlanan bu hanım kızlarımızın büyük kısmı aşık olmadıkça seks yapmayı gereksiz bulan tiplerden.

"Yha birine çhoq aşhık deqilsem nie sefişiyim yha?"

Ağzına çok aşık olduğun biri versin inşallah senin...

Çoğu kadın ilk cinsel deneyimin gerçekten sevdiğin biriyle gerçekleştirmeni doğru bulur değil mi? Haydi "sevmediğim biriyle niye sevişeyim zaten" demeyeyim, onu çok dedik önceki yazılarda. Aşık olduğun kişiyle ilk cinsel deneyim.

Belki bunu okuyan sen de dahil.

Bu, insanın yapabileceği en büyük yanlışlardan biridir. Çünkü Murphy diye bir arkadaş ve her şeyin her zaman kötü gitme ihtimali var. Zaten herhangi bir şeyi ilk defa deniyorsan bu ihtimal tavan yapar. Çok sevdiğin biriyle ilk kez cinsel deneyim yaşaman değil ama ilk cinsel deneyimi çok sevdiğin biriyle yaşaman bu yüzden ciddi travmalara sebep olur. 6 yaşında annenle babanı sevişirlerken görmen gibi.

İlk deneyimi yüzünden cinsel hayata gözlerini yuman oldukça fazla kadın tanıyorum, emin olun.

Örnekse; Karşılıklı kuvvetli hisler yaşadığınız biriyle ilk defa uygun şartları yakladığınızı düşün. Çok standart ya, yarrak gibi Amerikan romantik komedilerinde olanından, harika bir yemek, biraz kırmızı şarap, yumuşak bir müzik, sıcak dokunuşlar, dört bir yanda yanan mumlardan yayılan egzotik kokular...

Yeminle içim sıkıldı, sadede geliyorum. Netice olarak yatakta çıplaksınız ama sevişemiyorsunuz. Heyecan, aşk tutulması, ne dersen de. O yeni ilişkiye yelken açtığın taş gibi partnerle ilk sevişmeniz neredeyse başlamadan bitti. Yeni uyandığın sabaha, hele de rahat, esprili iki insansanız sıçtın. Birlikte kahvaltı hazırlarken "bırak bırak krebin yarısını ocağa döktün, zaten bi' işi beceremedin..." esprileri havada uçuştuğunda kızarıp bozarmadan gülümseyip "daha çok vaktimiz var bebek" diyebilmek her ebenin doğurttuğuna harç olmaz.

Bu bir de ilk cinsel deneyimin olsa nasıl büyük bir travma olabileceği hakkında hiç fikrin var mı?

Dönelim bu muhabbetlerden rahatsız olan aile kızı Sıdıka'lara. Bu hanımefendiler en başta hiç samimi görünmediklerini kabul etsinler lütfen. Ortalıkta "amım kaşınıyo hafız" nidalarıyla rahat hatun kisvesinde gezinip bokunu çıkaranlar daha da samimiyetsiz görünseler de bu da bir gerçek. Tabii samimiyet ikinci planda.

Şimdi bu hanımların yüzlerine tokat gibi bir gerçeği vuruyorum.


I Know What You Want (feat. Mariah Carey) by Busta Rhymes on Grooveshark


Ne istediğinizi biliyorum kızlar...

Temelde bir şeyden rahatsız olmak, onunla ilgili kötü tecrübelere veyahut şartlandırılmalara dayanır. Kişi aslında hoşlanacağı bir durumdan kaçabilir ya da kaçınabilir, hatta bahsine bile tahamül edemeyebilir. Peki insan neden seks hakkında konuşulmasından rahatsız olur?

Aklına gelen ilk cevap "sevişmediği için tabii allahın kezbanı" ise doğru değil. Geçmiş olsun. Herkesin bir kırılma noktası vardır. Buna mukabil toplumun hasta ettiği her birey üzerinde biraz çalışmayla iyileştirilebilir. Neticede Sigmund Freud'un annesi ve kızı ile aralarındaki saplantılı durumların getirisi olarak psikanalize kazandırdığı öğelerden yararlanmak gerekir.

Mevzubahis hanımların bu huzursuzluğu istisna durumlar haricinde tecrübelere dayanmıyor. Bu kızcağızlarda baskıyla yaratılmış bir algı var. Hepimizde olduğu gibi. Özellikle coğrafi konumumuz itibariyle doğu-batı çatışmasıyla ateşlenen bu baskı küçüklükte başlıyor. Her ne kadar hep baktığımız açıdan baskı gibi görünmüyor olsa da bir adım geri çekilip resmin bütününü görebildiğimiz zaman nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte bu baskıyı idrak edebiliriz. Baskı gibi görünmemesinin sebebi ise dozajı ve sertliği.

Her dişi insan yavrusu, cinsellik bu dünyaya ait değilmişçesine öğretilerle yetiştirilir. Kimi coğrafyalarda belli bir yaştan sonra bile kız çocuğunun kendini keşfetmesi olumsuz bir mizaçla karşılanır. Bir de lanet olası mahrem algısı var ki, o da seks, mastürbasyon ve benzer durumlara -ya da sözcüklere- adeta yedirilir. Halbuki mahrem en basit tanımıyla 'insanın saklamak istediği şey'dir. Toplum, kitle, kesim, profil ya da tür değil, bireyin özel saydığı durumlardır. Sabit bir kavrama indirgenemez, genellenemez.

Gelgelelim aile ve çevreden bütün bu yanlış sanrılarla yetişen dişinin üstbilincine yerleşmiş olan kurallar, kuramlar ve kavramlar bilinçaltını etkileyemez. Bilinçaltı halen en saf haliyle ne istediğini bilir ve istediğinin olması için üstbilince çakozlatmadan insanı gerekli davranışları sergilemeye zorlar. Bu durumda sen farkında olmadan yaptığın hareketlerle ve dahi yaydığın hormonlarla üstbilincin, dolayısıyla senin "yanlış" dediğin durumların içinde kendini bulursun.

Bu noktada sözü Londra temsilcimiz Sigmund Freud'a devrediyoruz, sendeyiz Sigmund;

"...Şunu görüyoruz ki; İnsanlar, dış engellerden ötürü ya da iç uyum eksikliği nedeniyle cinsel gereksinimlerinin doyumunu realitede ele geçiremedikleri zaman hastalanıyor. Yine görüyoruz ki insanlar kaçıp hastalığa sığınıyor, hastalanarak kendilerinden esirgenen doyumun yerini tutacak yerdeş bir doyum sağlamaya çalısıyorlar. Gözlemlerimizin ortaya koyduğuna göre patalojik belirtiler hasta kişinin cinsel etkinliğinin bir parcasını ya da cinsel yaşamının tümünü kapsıyor, realiteden kendini uzakta tutuş nevrozluların ana eğilimini, beri yandan hastalığın yol açtığı asıl yıkımı oluşturuyor. Saptadıgımız bir başka nokta, hastalarımızın iyileştirmeye karşı gösterdiği direnişin bir tek değil, birden çok nedene dayanmasıdır."

Şimdi basitçe söylemem gerekirse;

Seks bahsinden rahatsız olan bir kadın, cinsellikten kaçıyor da olsa bunu cinsellik yaşamak istemediği için değil, aksine tam olarak istediği için yapmaktadır. Kadının burada problemi, cinselliğin bilinmezliğine alacağı yol ya da seks yapmak istememesi değil, aksine bilinçaltında kendisinin de seks arzulaması ve seks yapmamış olmaktan duyduğu rahatsızlıktır. Bunların üzerine binen üstbilinçteki çocukluktan kalma "seks ayıptır" öğretisi de tuzu biberidir.

Yani kadının burada yaşadığı "insan çoğu zaman bir şeyi arzu eder fakat gerçekten istemez" tezinin ters varyasyonudur ("istemiyor gibi gözükür fakat arzulamaktadır" şeklinde). Bu görüş Jacques Lacan'ın "objet petit a" tasviri hakkında söylenmiştir. Arzunun ulaşılmaz nesnesi konuyla pek ilintili görünmüyor gibiyse de bunun bir açıklaması da "insanın kendini koyduğu yer" şeklindedir. Yani bir mizansen hayal ettiğinde kendini onun neresinde gördüğündür. [Gereksiz bilgi] Şüphesiz ki insan kendini böyle bir mizansende çoğu zaman ulaşmanın zor olduğunu düşündüğü statüde görür. Bu da arzunun ulaşılmaz nesnesine ulaşmanın tek yolunun onu öldürmek olduğu ideasıyla bağdaşır. [/Gereksiz bilgi]

Bu bilgilerden sonra bana Lacan'ın "there is no sexual relation" lafıyla gelme, o lafın söylenme amacı farklıdır, kalbini kırarım.

Lacan'ın en önemli argümanı kişinin kendi benliğini bulmasının göstergeler vasıtasıyla olacağıdır. Herkese hayırlı mastürbasyonlar...