55 alsam yeter...

İçimden geldi, bir okul anımı anlatıciğm...

Lise son İngilizce dersinin sınavıydı. O zamanlar İngilizce'nin gerekliliğini pek takmıyorum. Zaten ders olduğu için çok sıkıcı. En ön sırada tek başımayım. Arkamda iyi muhabbetimiz olan iki arkadaş. Biri yine benim gibi, yanındakinden medet ummakta. Diğeri de süper çalışkan değil ama kitap açar en azından.

Sınav başladı. Öğretmen kürsüsü bana yan yan bakmakta. Anlamıyorum ulan işte, simpıl pırezorttens'ten başkasını aklımda tutamıyorum. Hayır, kullandığım bir alan olsa katiyen unutmam. Sınıftan çıktığım an bir daha kullanmıyorum o cümleleri.

Öğretmene baktım, camdan dışarı baktım, sonra döndüm arkama. Baktım baktım geçirdim kağıda. Arkadaşın bozuk yazısını temize çektim resmen. Öğretmen de "n'apıyorsun evladım?" diye sormadı. Evladım diyemez zaten. Benden 3 yaş büyük, sevgilimle aynı yaşta. Dese gülerim. O da bunu bilmekte.

Son soru kompozisyon. Arkadaşa döndüm baktım, taşa çaksa Orhun Kitabesi olur. "Cümleleri değiştir yaz işte lan" diyor. "Yok" dedim. Veriyorum ben kağıdı. Zaten gördü her boku kadın, kağıdı doldursam 100 mü verecek? 55 alsam 3 yapar, en iyisi tadında bırakmak.

-Lan yazsana!
-Yok abi veriyorum ben...
-Lan yaz!
-Yazmıycam lan! Manyak mısın nesin, zorla kopya veriyon...

Kalktım verdim kağıdı. "İyderslerocam" dedim, vakur bir ifadeyle çıktım sınıftan. Yok lan bildiğin "gideyim duvar dibinde bi' sigara içeyim" diyorum...

Ertesi hafta zil çaldı, zıpladık her ders sıkılıp değiştirdiğimiz sıralara. Hanımefendi içeri girdi, ders başladı. Fakat kimse hanımefendiyi siklemiyor. Keskin bir uğultu hakim ortama. Aralardan futbol yorumları geliyor. Resmen liseli gırtlağıyla konuşan Ziya Şengüller, Ahmet Çakarlar var. Kimi Fatih Terimler transferle meşgul. Kiminin kulağında kulaklık, eğmiş öne kafayı, sanki İETT yolcusu. Yanımdaki arkadaş tahtaya bakıyor, "bu ne lan wanna wanna, tesisat dersinde miyiz amına koyyim" diyor, altıma sıçıyorum gülmekten.

Hoca baktı ki bu uğultuyu bastıracak past continuous tense değil, "notlarınızı açıklıyorum" diye ıvıldandı. 32 kısım, tekmili birden notlar okundu, en son sıra bize geldi;

Harun: 70, Hüseyin: 90, ben: 95!

Yavaşça kafayı çevirdim, o ders uzakta oturan Hüseyin'e. Hüseyin'in "amına koyayım" bakışları kanımı dondurdu... Yok lan ne donduracak, bildiğin "mucucuk" yaptım herife. Böyle de puştun biriyim. Hiçbirimiz de soramadık, "hocam ne ayaksınız siz?" diye.

Zannedersem öğretmen kopya çekenden çok kopyayı verene ders vermek istemiş...

Harun ve Hüseyin'e sevgilerimle.